İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

     Başarılı olmak için erkek olmak zorunda kalmamalıydık

      “Güçlü kadınlar; içemeyeceğini kadehine, yapamayacağını diline, sevemeyeceğini gönlüne koymaz.” derler kadınları anlatırken.. Bayılırım bu tasvire. Güçsüz kadın yoktur benim bakış açıma göre, tüm kadınlar güçlüdür.

       Sadece güç değildir bizden beklenen derler ki; şık olmalı kadın dediğin, gelişi, gülüşü, bakışı, duruşu, hatta gidişi bile!  Terk ederken bile şıklık beklenir bizden. Yaparız elbet! Hamurumuzda var zira. Ne mutlu biz kadınlara, en güzel özellikler bizden beklenir. Bize yakıştırılır.. Çok seviyorum cinsiyetimi, iyi ki diyorum iyi ki kadınım, o zaman cinsiyetimin hakkını  vermeliyim. Tüm o şıklıkları bünyemde barındırmalıyım. Fakat tüm güzellikler bir yandan bizden beklenirken, bir yandan da girdiğimiz çark içinde unutturulur  bize sahip olduklarımız.

   Kadın olmayı biliyorduk ama kadın kalabilmemize en başta iş hayatı izin vermedi. O canım cinsiyetimizi unuttuk veya öteledik. Kaygılar, korkular, sağkalımlar öne çıktı.

   Koşuşturmalar ve ayakta kalma çabamız bambaşka bir girdaba soktu hepimizi. O kadar ki; geçmiş yılların birinde şimdilerde hiç sevmediğim, hatta itici bulduğum o meşhur sevgililer günlerinden birini, yine yaşamaz ve işe giderken, girdiğim benzincide, bana bir adet kırmızı gül verdiler, tabi ki sadece bana değil, o gün benzin almaya gelen tüm kadınlara verilen hoş bir güzellikti. Bir an ansızın gelen bir hoşluk sizi yavaşlatır hatta saniyeler için durdurur ve kocaman gülümsetir ya, aynı arabanın camından içeriye doğru uzatılan o tek kırmızı gül gibi, işte tam da öyle oldu ‘ne tatlı’ dedim ve sonra düşündüm.. O kadar uzun zaman olmuştu ki, bir kuru dal almayalı…Ne yapıyorduk tam olarak acaba bu gül ile..  Reçel olabilir mi? Saçmalama ne reçeli, resmini çekip instagrama koyup altına ‘hayatımın anlamı iyi ki varsın!!’ yazıyorduk.

Ama yalan haber!

Ama kiminki doğru ki, doğru olsaydı sosyal medyaya özelin servis edilir miydi?

   Daha ciddi bir açıdan bakarsak; Her şey dünyada Sanayi Devrimi ile başladı, kadının ücretli olarak çalışma hayatında aktif olması ile iş kadını ibaresinin herkesin hafızasında yavaş yavaş yer etmesi kendiliğinden oldu.

   Endüstri toplumları bilgi toplumu olma yolunda ilerlerken zamanla iş hayatında kadına yer vermek zorunda kaldı. Çünkü kadın bir gün önceyi prova ederek yaşayacak kadar zeki ve programlıydı. Elini değdirdiği her şeye ruh katıyor ve güzelleştiriyordu.

    Türkiye’de yaratıcı sektörlerde yer alan kadın liderlerin profilleri, mevcut rolleri ve etkileri incelendi. Araştırmaya göre, toplumsal cinsiyet bakış açısından ele alındığında, kadınların yüzde 40’ı sektörde kadın olmanın zorluğuna dikkat çekerken, yüzde 25’i de mesleki hayatında bazen ‘erkek gibi davranmak’ zorunda kaldığını kabul ediyor. Etti mi sana yüzde 65!

    İlginç bir bilgi paylaşımı yapmak istiyorum izninizle; TÜSİAD, 1971 yılında iş dünyasını temsil edecek bir sivil toplum örgütü olarak kurulurken “Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği” adını aldı. 2007 yılında ilk kez bir kadın başkan seçildiğinde, “iş adamı” yerine “iş insanı” deme gerekliliği konuşulmaya başlandı. Ancak 2007’den beri görev yapmış olan üç farklı kadın yönetim kurulu başkanına ve kadın çalışan sayısının çokluğuna karşın, kurumun ismi “Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği” olarak değiştirilmedi. 

     #buiştebirkadınvar etiketi ile kampanyalar yapıldı, iş dünyasındaki cinsiyetçiliğe dur densin kadının da adı olsun diye. Sonuç alınamadı. Oysaki başarılı olmak için erkek olmak zorunda kalmamalıydık.

Mission News Theme by Compete Themes.