İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Pozitif

2022’nin gündemi daha ilk günden başlayarak belli olmaya başladı bile.

Her ne kadar sayın Nebati Ortodoks ekonomi anlayışından heterodoks ekonomi yönetimine geçildiğini beyan ederek içimizi rahatlatmış olduysa da, bu beyanın başımıza ne işler açacağını ister istemez, kara kara düşünmeye başladık bile. Hani sözcüğün anlamından yola çıkarak belirli bir ekonomi ekolünden bağımsız, kendine özgü bir şey olacağı anlaşılıyor olsa da, o bir şeyin ne olacağı ne yazık ki belirsiz. Bir de sayın Nebati’nin haram TÜSİAD ile helal MÜSİAD kazancı ayırımının ekonomide gerçek anlamda heterodoks bir düşüncenin doğuşuna tanıklık ettiğini varsaydık.

Yılbaşı gecesi gelen zamların uzayıp giden listesi, Osman Gazi köprüsünden yansıyan rezalet görüntüleri, memura ve emekliye yapılan zamların yetersizliği ister istemez bu yılın en çok konuşulacak konusunun ekonomi olacağını bize anlatıyor.

Doğal olarak ciddiye aldığım ekonomistlerin enflasyon tahminlerini de göz ardı etmemek gerekiyor.

Öte yandan iktidar ile muhalefetin yaklaşımları ve söylemleri de yine ister istemez 2022 yılında bir erken seçim olabileceğine işaret ediyor.

İktidar cephesinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin üstüne saçma sapan argümanlarla gitmesi, kimine göre iktidarın ekonomi dışında bir gündem yaratarak başka mecralarda tartışmak istemesi, kimine göre de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olası rakiplerden İmamoğlu’nu yarış dışı bırakma girişimi.

Böyle bir operasyonun gerçekleşmesi halinde muhalefetin en kuvvetli adayının İmamoğlu olacağını düşünenlerin sayısı da az değil. İBB’ye atanacak bir kayyumun yaratacağı siyasi sonuçları, tekrarlanan İstanbul belediye başkanlığı seçimleri ile bağlantılı olarak eğer öngöremiyorsa, iktidarın ciddi bir hesap hatası içinde olduğu çok açık.

Muhalefet cephesi ise doğal olarak erken seçim çağrılarını ekonomi ile bütünleştirerek vermeye devam ediyor ve anlaşılan edecek.

Tabi bütün bunlar olup giderken karşımıza çıkan üslup sorunu artık hepimizi bıktırdı. Özellikle iktidar cephesinden gelen ötekileştirici ve kışkırtıcı söylemlere karşılık muhalefetin sükunetini korumaya devam etmesi bu aşamada büyük önem gösteriyor.

Gelelim daha önemli bir soruna. Gençlerin geleceğe umutsuzlukla bakmasına, 1500’e yakın doktorumuzun yurt dışına kaçmasına ve daha pek çoğunun gitmek için sıraya girmesine.

Televizyonda konuşan gençleri dinlerken yıllarca öncesine, kendi gençliğime döndüm. Üniversite yıllarının sonunda yurt dışında yüksek lisans olanağı çıkınca çok mutlu olmuş, koşa koşa gitmiştim. Amacım orada elde edeceğim yeni bilgilerle ülkeme geri dönüp hizmet edebilmekti. Kısaca bugünün gençlerinin adlandırdığı “enayi idealist” kategorisine giriyordum. Düşündüğümü de kendimce gerçekleştirdim. Hoş aldığım emekli maaşıma yapılan zam oranına bakınca gençlerimizin bizi soktuğu kategoriye de hak vermiyor değilim.

Peki o yaşlara geri dönsek ve bugünü yaşasak, aynı idealizmi sürdürebilir miydik? Bilemiyorum, kafam karışık. Her dönemi kendi ruhu içinde değerlendirmek gerekir.

Ama soruyu da doğru sormak gerekiyor aslında. Ne kadar yurt dışında yaşarsanız yaşayın, ne kadar yabancı bir ya da birkaç dili çok iyi seviyede konuşursanız konuşun, sonuçta uykuya daldığınızda rüyalarınızı kendi ana dilinizde görüyorsunuz. Bu anlamda bırakın yurt dışında yaşarken hep ikinci sınıf kategorisine itileceğinizi, kariyerinizde yükselebilmek için diğerlerine göre üç misli efor sarf edeceğinizi, normal koşullarda gelecek umudu olan hiçbir genç ülkesini terk etmek istemez. Hoş, hemen belirtelim, iyi bir eğitim almış, işe yarar geçerli bir diplomanız varsa bütün kapılar size açılır açılmasına da, o diplomayı almanız için bu ülkenin size harcadığı kaynaklar? O da bir başka soru işareti. 128 milyar doların hesabını sorarken, Türkiye’den dışarıya yaptığımız beyin göçünün maliyetinin de muhalefet tarafından sorulması gerekmez mi? Bence 128 milyar dolardan daha fazla maliyet bu noktada karşımıza çıkıyor. Geleceğin hesabını sadece rakamlara indirgememek gerekiyor.

Dolayısı ile inancım sürekli negatif üstünden giden gündemi daha pozitif bir senaryoya çevirmek. Türkiye’nin kendi kıt kaynaklarına ve hatalı eğitim politikalarına rağmen (bu noktada eğitim aracılığı ile vasat eğitimde eşitliği sağlamak gibi ciddi bir sorunumuz var) yetiştirdiği parlak beyinlerinin olduğu da yadsınamaz bir gerçek. Biz bu gençlerin ülkemizde kalmasını sağlamanın en önemli hazinemiz olacağının ne kadar farkındayız?

Umutsuzluğu umuda çevirmenin tek yolunun güvensizlikten çıkıp, ülkenin geleceğine tekrar güvenle bakmaktan geçtiğini görmemekte bu kadar ısrarcı mıyız?

Başa dönersek.

Ekonomi, kötü yönetim, Ortodoks’tan hetorodoksa giden yol, ötekileştirici sert söylemler, vs., vs. Genci, yaşlısı. Hepimizin geleceğe umutla bakma ihtiyacımız var. O umut için yeni bir hikayeye, pozitif bir gündeme ihtiyaç var.

Beni sorarsanız, PCR testim pozitif çıktı, anlayacağınız çok pozitifim. Siz siz olun, bu anlamda negatif kalmaya gayret edin.

Duygularınız pozitif, PCR testiniz negatif olsun.

Kalın sağlıcakla!..