Tarih boyunca Polonya-Lituanya Krallığı veya Çarlık Rusya’sına ait ve eski adı Beyaz Rusya olan Belarus, Sovyetler Birliği 1922 yılında kurulduğunda onu oluşturan 15 Sovyet Cumhuriyetinden biri olmuştur.  İkinci Dünya Savaşında Alman ve Sovyet ordularının muharebe meydanına dönen ülke savaştan muazzam bir tahribata uğramış vaziyette çıkmıştır.

Beyaz Rusya Sovyetler Birliğinin Birleşmiş Milletlere (BM) üye kendisinden başka iki Sovyet Cumhuriyetinden biriydi.  BM kurulduğunda üyelerin ezici çoğunluğu Batı kampında olduğu için Stalin’e bir taviz olarak Ukrayna Sovyet Cumhuriyeti ile Beyaz Rusya’ya da bağımsız ülke muamelesi yapılmıştı.  Bu suretle o tarihlerde SSCB’ne üç oy hakkı verilmişti.

SSCB 1991 yılında dağılıp da Beyaz Rusya gerçek bağımsızlığını kazandıktan sonra iktidar devlet çiftliği yöneticiliğinden yetişmiş Aleksandr Lukaşenko’nun eline 1994 yılında düştü. O tarihten bu yana da ülkede serbest seçim yapılmadı. Lukaşenko ilk yıllarda SSCB’nin dağılmasından kaynaklanan ve Rusya’yı da içine alan ekonomik çöküntüden ülkesini bir nebze kurtarabildi.  Bu sayede ilk yıllarında bir hayli popüler olduğu bir vakıadır.

Ancak bu dönem uzun sürmedi.  Zamanla Lukaşenko iktidarın nimetlerine alıştı, yönetimi tek adam rejimine çevirdi, en temel hürriyetleri ortadan kaldırdı. Niyetinin ne olduğundan kimsenin şüphesi olmamasını sağlamak için de bağımsızlıktan sonra benimsenen ülkenin tarihi arma ve bayrağını ortadan kaldırarak, eski Sovyet bayrağı ve devlet armasını yeniden kullanıma soktu.

2020 yılında yapılan son başkanlık seçimlerini kaybettiği tüm tarafsız gözlemcilerin tespit etmesine rağmen, Lukaşenko şiddete başvurarak hem muhalefeti, hem sivil toplumu susturabildi.  Halkın aylarca süren protesto gösterileri yine şiddet yoluyla bastırıldı, muhalefetin hapiste olmayan ileri gelenleri Lituanya, Polonya gibi komşu ülkelere sığındı. Bazı AB ülkeleri seçim neticelerini ve Lukaşenko rejiminin meşruluğunu tanımama yoluna gitti. Atina’dan Lituanya’ya uçan bir İrlanda sivil uçağında bulunan önde gelen genç muhaliflerden Roman Protaseviç’i ele geçirmek için uçağı kendi hava sahasından geçerken zorla indirmesi üzerine AB ülkeleri Belarus havayolları Belavia’ya hava sahalarını kapattı.  Seçimlerden sonra uygulamaya konan ekonomik yaptırımlar daha da ağırlaştırıldı.

Ancak bu tür yaptırımların rejim değişikliklerine yol açmadığı bilinen bir gerçektir.  Dünyada otokrasi ile yönetilen Rusya, Belarus, İran, Suriye, Venezuela, Kuzey Kore gibi birçok ülke mevcuttur.  Bunların hepsi Batı ülkeleri tarafından farklı ağırlık derecesinde olan yaptırımlara uğratılmıştır.  Ancak halkının açık rızasına rağmen zor kullanarak ayakta kalmayı göz önüne alan rejimlerin yaptırımla devrilmesini veya en azından hukuk yoluna avdet etmesini sağlamak şimdiye kadar pek görülmemiştir.  Yaptırımların bedelini zaten yöneticiler değil, alelade vatandaşlar ödemektedir.  Onların çektiği sıkıntılar da bu tür rejimlerin pek umurunda değil. 

Türkiye’nin Belarus ile ilişkileri rejimin gittikçe otokrasiye dönüşmesinden etkilenmemiştir.  Zaten Batının yaptırım uyguladığı Venezuela, İran, Rusya gibi başka ülkelerin karşılaştığı bu yaptırımlara Türkiye genelde katılmamaktadır.  Devlet Başkanı ve daha düşük düzeyde karşılıklı ziyaretler her şey normalmiş gibi sürdürüldü.  Aynı siyaset zorla iktidarda kalan ve halkının beşte birini göçe, kalanını da açlığa mahkûm eden Venezuela’ya de uygulandı.

Bu arada Batı ile ilişkileri sürekli bozulan ve ekonomik kıskacından asgari düzeyde de olsa rahatsızlık duymaya başladığı anlaşılan Lukaşenko, Avrupa’ya karşı göç silahını kullanma yoluna gitti. Savaş ortamında bulunan Yemen, Suriye, hatta Irak gibi ülkelerden uçakla insan taşıyarak onları Polonya hududuna yığıp AB’ne karşı bir baskı yöntemi yaratmaya çalıştı.  Tabii bizim Suriye hududumuzda karşılaştığımız durumdan farklı olarak Belarus’a uçak yoluyla seyahat eden kişilerin pasaport ve Belarus vizesi hamili, ayrıca ya doğrudan ya da Türkiye üzerinden ülkeye uçak bileti alacak kadar maddi imkana sahip olmaları gerekmektedir.  Dolayısıyla sayıları haliyle sınırlı kalmıştır.  Polonya tarafından açıklanan rakamlara bakılırsa hududu geçemeyenlerin sayısı 3000-4000 civarındadır.

Ancak Belarus’un Minsk havaalanına inen bu zavallıları otobüslere bindirerek Polonya hududuna taşıması ve huduttan geçemedikleri zaman geri almayı reddedip kış şartlarında nerede ise kaçınılmaz bir ölüme mahkûm etmesi yeni bir insanlık dramına yol açmaktadır.  Yine Polonya rakamlarına bakılırsa, hudut bölgesinde şimdiye kadar 7 kişi ölmüştür.

Tabii bu konuda AB’ni suçlayanların sayısı az değildir.  Ne yazık ki 2015 Suriye dramından sonra başta Almanya’nın ağzı yanmış ve yeni göç dalgalarına kapıyı kapatmıştır.  Nitekim, 2020 kışında iktidarımızın kafası kızıp da Yunanistan’a 150.000 çeşitli uyruklara sahip kaçağı sürmeye çalışma operasyonu hezimetle sonuçlanmış, bunların sadece 300 kadarı karşı tarafa geçebildikten sonra iktidarımız insafa gelmiş ve kaçakları geldikleri Anadolu şehirlerine geri götürmüştür.  Bu arada daha fazla kaçak göçmenin ülkeye girmesini engellemek amacıyla hem Suriye, hem de İran hudutlarımızda duvarlar örülmeye başlamıştır.  Bu duvarların kaçaklardan beslenen sektörün gayretlerini kesebileceği şüpheli olmakla beraber, iktidarımız, muhalefetimiz ve medya artık ülkemizin daha fazla göçmen alamayacağı konusunda hemfikir gözükmektedir.

Bu arada AB’nin Belarus’a uyguladığı hava yolu boykotuna katılmayan ve ülkeye haftada 14 sefer düzenleyen THY de haliyle üzerine dikkatleri çekmiştir.  Ülkemizde alıştığımız 180 derece politika değişiklerinden birini geçtiğimiz hafta bu konuda da yaşadık.  Polonya ve AB makamlarının THY’nin Belarus’a göçmen adayı taşımadaki rolüne dikkat çekmesi üzerine iktidarımız sorunun bizi ilgilendirmediğini ve ona taraf olmadığımızı söyledikten ancak bir gün sonra tornistan yaparak Minsk’e gidiş dönüş bileti olmayan yolcuların ve ayrıca Suriye, Irak ve Yemen vatandaşlarının THY ile Minsk’e taşınmayacağı kararını açıklamıştır.

Kanaatimce bu önemli olduğu kadar olumlu olan bir karardır. Batı basını bu karar alınmadığı takdirde THY’nin AB ülkelerine uçuşlarının durdurulmasına kadar gidecek bazı önlemlerle tehdit edildiğimizi yazmaktadır.  Kararın çok süratle alınmış olması bu tehditte bir doğruluk payı olduğuna işaret etmektedir.  Yine de kaçak göç konusunda birçok bakımdan AB ile benzer sorunlarla karşılaştığımız bir ortamda, en azından Belarus-Polonya hududundaki insanlık dramını daha da ağırlaştırmaktan kaçınmış olmamız olumludur ve muhakkak ki öyle görülecektir.  Nitekim alınan karar üzerine AB Konseyi Başkanı Charles Michel teşekkürlerini açıklamıştır.

Lukaşenko’nun istikrarsız çizgisinin onun belki de tek destekleyicisi olan Rus lider Putin’i rahatsız etmeye başlamıştır.  Belarus’un Batı ile ilişkilerinin bozulması neticesinde Rusya’nın kucağına düşmekten başka çaresi kalmayacağını memnuniyetle hesaplayan Putin, ayrıca krizin AB için yeni bir sıkıntı kaynağı yaratmasından da muhakkak hoşnuttur.  Ancak bunun tırmanmasını ve kontrolden çıkmasını arzu etmemektedir.  Nitekim Lukaşenko’nun kendi toprakları üzerinden AB ülkelerine transit geçen Rus gazının geçişini engelleyeceğine ilişkin savurduğu tehdit bizzat Putin tarafından püskürtülmüştür.  Raydan iyice çıktığı anlaşılan Lukaşenko bu defa muhtemelen Polonya ve Lituanya’ya karşı kullanılmak üzere Rusya’dan “İskander” füzeleri istemişse de, bu istek de Rusya tarafından geri çevrilmiştir.  Ancak bunlar bile Lukaşenko’nun bölge barışı için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladığının işaretleri sayılabilir.  Önümüzdeki dönemde Putin ondan kurtulma yollarını aramaya başlarsa şaşırmamak lazım.

Bu arada medya ile konuşan bazı hukukçularımızın Türkiye üzerinden Belarus’a gidecek yolcuların filtreden geçirilme ve bazı ülke vatandaşlarının THY uçaklarına bindirilmeme kararının insan haklarına aykırı olduğunu, Belarus vizesi sahibi olan üçüncü ülke vatandaşlarını taşımaktan imtina etmemizin onların seyahat hürriyetini engelleme anlamına geleceğini söylemelerini hayretle izlediğimi belirtmeliyim.  Bu kişiler Belarus’a uçtuktan sonra turizm, iş yapma, eğitim vs gibi sebeplerden dolayı ülkede kalıyor olsaydı, bu iddia doğru olabilirdi.  Ancak tüm dünya medyasının gözü önünde, Polonya-Belarus hududunu geçemeyip de Belarus tarafına dönmeye çalışan zavallıların nasıl kaba kuvvet kullanılarak engellendiği görüldükten sonra seyahat özgürlüğü savı ironiyle kullanılmamışsa cidden şaşırtıcıdır.      

En son İçerik

Merkez Bankası’ndan piyasaya müdahale

Döviz kurundaki aşırı oynaklık sonrası Merkez Bankası'ndan piyasaya müdahale geldi. Konuyla ilgili Merkez Bankası açıklama…

Çalışanını enflasyona ezdirmeyen 10 şirket

Yüksek enflasyon karşısında çalışanlarını korumak için kolları sıvayan şirketlerin sayısı her geçen gün artıyor. Bazı…

İstanbul’da enflasyon zirvede

İstanbul'da perakende fiyatlar kasım ayında aylık bazda yüzde 4,71, yıllık bazda yüzde 24,05 artış kaydetti.…

Marketlerden poşete zam isteği

Zincir marketlerin poşet fiyatlarına yüzde 100 artış istediği belirtildi. Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve…

Merkez Bankası kayıp paranın nereye gittiğini açıkladı

Merkez Bankası rezervlerinde yer alan 128 milyar doların nereye harcandığına yönelik kalem açıklaması yapılmamıştı. Konuya…

COP26 + karbon ve su ayak izi + atık yönetimi

Merhaba Sevgili Dostlarım,Bildiğiniz gibi “2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı” yaygın olarak kullanılan adıyla COP26;…