Makaleler

U dönüşünden zikzaklara

Önceki yazımda iktidarın batı ve komşu ülkeleriyle ilişkilerinde bir “U” dönüşü yaptığını, onlarla ilişkileri normalleştirme yollarını aradığını, ancak aradığını bulamadığı takdirde bu “U” dönüşünün de kalıcı olamayabileceğini dile getirmiştim.

Bir çok başka gözlemci gibi benim de beklediğim bu sonucun bu kadar çabuk gerçekleşmesi yine de şaşırtıcı oldu. Bundan birkaç hafta önce ABD Başkanı Biden’a “dost” sıfatı verilmişken, arzu edilen randevu temin edilemeyince ulu orta kendisiyle ilişkilerin başka hiçbir başkan ile olmadığı kadar kötü olduğu söylendi.  Dışişleri Bakanı ağzından Patriot füzeleri için ABD makamları ile yeniden müzakere masasına oturulacağı söylenmişken, bu defa ibre yine S400’lere dönüverdi.  Dışişleri Bakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Ulusal Güvenlik Danışmanı düzeyinde görüşmeler normal akışını takip ederken, Başkan ile randevu sağlanamaması kızgınlığa yol açtı. Tek adam rejimlerinin bir özelliği de anlaşılan muktedirin kendisi dışında yapılan temas ve görüşmelerin dikkate alınmaması gerektiği yaklaşımıdır. Ancak, batı demokrasileri tek adamlar tarafından değil, kurumlar yoluyla yönetildiği hatırlandığında, diyalogun onlarla sadece lider düzeyinde yürütülmeye çalışılmasının imkansızlığı da ortaya çıkıyor.  Kaldı ki kişisel “dostluklar” ve temaslar önemli olmakla beraber, yeterli değildir. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Rusya ve Almanya İmparatorları ile İngiltere Kralı, sadece “dost” değil, çok yakın akrabaydılar.  Buna rağmen milletlerinin birbirlerini boğazlamasını engelleyemediler.  

Tabii 2,5 milyar dolar ödenerek satın alınan ancak nerede ise iki yıldır aktive edilemeyen birinci parti S400’ler kutularında dururken yeni bir partinin alımının hangi mantığa dayandırılacağı izah edilmediği gibi, yeni gelecek sipariş üzerine canlanacak yaptırım konusu ile nasıl baş edileceği de pek anlatılmadı.  İktidar yaptırımlardan çekinmiyorsa ilk parti S400 neden aktive edilmedi? Çekiniyorsa o sorun çözülmeden neden ikinci parti lafını ağzına aldı?  Nitekim beklenen tepki gecikmedi.  ABD resmi makamlarından ve kongreden tehditler gelmeye başladı.

Emekli bir diplomat olarak son günlerde beni en çok şaşırtan şey, Biden ile ilişkilerin kötü olduğunun Putin ile yapılacak görüşmeden birkaç gün önce açıklanmış olması.  Tabii ki Putin bundan yararlanacak ve muhatabını sıkıştıracaktı.  Yapılan diplomaside affedilmez hataların başında gelen türdendir.  Nitekim, ortak bir basın toplantısı dahi yapılmadan sona eren görüşmelerden eli boş dönüldüğü kısa zamanda ortaya çıkmıştır.

Oysa, ABD ile olan sorunlar ne kadar büyükse, Rusya ile olanlar da en az onlar kadar, hatta daha büyük denebilir.  ABD’ye olan kızgınlığımızın en büyük kaynağı YPG/PYD ise, Rusya’nın daha birkaç gün önce YPG/PYD’den bir heyeti Moskova’da ağırladığı ve buna tepki gösterilmediği ne şekilde izah edilebilir? PKK tüm batı dünyası tarafından terör örgütü olarak kabul edilirken, Moskova’daki bürosunun kapandığına ilişkin bir açıklamaya rastlamadım.

Diğer taraftan madem Moskova’ya tekrar dönülecekti, acaba Ukrayna konusunda neden Rusya’nın damarına basmakta ısrar ediliyor sorusunu sormak gerekiyor.  Kırım’ın işgal ve ilhakını tanımamak Türkiye’nin yapacağı en doğal şey.  Ancak bunu her fırsatta dile getirmek, Rusya’yı kızdırmak pahasına Ukrayna’ya İHA satmak hangi mantıkla izah edilebilir?

Kaldı ki zayıf bir elle gidilen Soçi’den beklendiği şekilde ağır eleştirilerle dönüldü.  Türkiye İdlib’i İslamcı teröristlerden temizleme sözünü tutamadığı ve tutmaya da niyetli gözükmediği için, bu işi Rusya’nın Esad rejimi ile birlikte yapması ihtimali Soçi görüşmesinden sonra daha da güçlenmiştir.  İdlib’in İslamcı teröristlerden temizlenmesi batının da işine gelecektir.  Yeni bir göç dalgası gelse bile Avrupa artık göçmen kabul etmemekte kararlı ve bu amaçla her türlü tedbiri almaya hazır olduğu için, ülkemize nasihat vermekten öteye bir şey yapmayacaktır. 

Diğer taraftan Rusya’nın Suriye için federal bir yapı taraftarı olduğu epeydir bilinmektedir.  Bu da demek oluyor ki zaten ülkenin yüzde 20-30’una hakim olan Kürtlerin meşru bir ortak olarak Suriye’de karşımıza çıkması an meselesidir. Moskova görüşmeleri bunun hazırlığıdır.  Bundan sonra Rusya’nın PYD/YPG ile Esad rejiminin arasını bulmaya gayret etmesini beklemek gerçekçi olacaktır.  Müteakip adım da Türkiye’nin kuvvetlerini İdlib başta olmak üzere Suriye’nin tamamından çekmesini istemek olacaktır.  Böyle bir senaryoda iktidar acaba yeniden rotayı ABD’ye çevirecek midir? Bunu yaptığı takdirde onu dinleyecek kimse kalmış olacak mıdır?

İktidarın pek görmek istemediği şey artık başta ABD olmak üzere hiçbir ülke tarafından güvenilir bir ortak olarak sayılmadığıdır.  Yıllardır beyinlere zerk edilen batı düşmanlığı meyvelerini vermiş, Türk milleti batıdan iyice kopmuştur.  Batı da bunu görmüştür.  Ancak yerine başka ortak konamamıştır. Ne Rusya, ne Müslüman ülkeler, ne de başka herhangi bir ülke batının boşalttığı yeri dolduramamıştır.

İktidarın görmek istemediği diğer gelişme, ülkemizde ve uyguladığı dış siyaset neticesinde artık stratejik önemini nerede ise tamamen kaybetmiş olmasıdır.  ABD ve AB ülkeleri Türkiye’ye alternatif olarak, başta Yunanistan ve Kıbrıs olmak üzere Doğu Akdeniz, Balkan ve Doğu Avrupa ülkelerine dönmüştür.  Onlarla askeri işbirliği anlaşmaları imzalamışlar, ortak tatbikatlar düzenlemişler, hatta topraklarında üsler kurmuşlardır.  Bunda şaşacak bir şey yok.  Ülkeler de insanlar gibi ne ekerlerse onu biçerler.

Diğer taraftan ABD’nin öncelikleri de Avrupa ile Orta Doğu’dan Çin’e ve Uzak Doğuya dönmüştür. ABD dış politikasının en büyük önceliği Çin’i hem askeri, hem ekonomik bakımdan sınırlamaya çalışmak, onun etrafında bir ittifak çemberi kurmaktır.  Bu amaçla geçenlerde Avustralya ve İngiltere ile Fransa’yı kızdıran bir nükleer güçlü denizaltı inşa programı da içeren yeni bir işbirliği anlaşması yapmıştır.  Biden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a randevu vermezken Avustralya ve İngiltere Başbakanlarını Beyaz Saraya davet etmiş, ABD’den başka Avustralya, Hindistan ve Japonya’dan oluşan Dörtlünün (Quad) bir toplantısını video ile yapmıştır.  Aslında bu öncelik kayması yeni bir şey değildir.  İlk defa Obama zamanında başlamış, Trump ve Biden ile devam etmiştir.

Haliyle eksen Çin’e kayınca, Türkiye’nin önemi de azalmaktadır.  Zira ülkemizin ABD’nin Çin ile ticari ve teknoloji mücadelesinde istese de pek bir rol oynayamaz.  Katkısı en iyi şartlarda dahi yok denecek kadar küçüktür.  Kaldı ki artık tek ciddi sermaye kaynağı olarak görülen Çin’i kızdırmamak, Uygur mezalimine göz yummak pahasına da olsa bu iktidarın değişmeyen ender şiarlarından biridir.  Tabii sermaye beklentileri şimdiki halde boş kalmıştır.  Kanal İstanbul’un olası tek finansörü olarak Çin’in bu konuda adım attığına ve ilgi gösterdiğine dair pek bir işaret mevcut değildir.

Bundan sonra rasyonel bir çizgiye dönüşü beklemek korkarım abesle iştigalden ibaret olacaktır.  Bu iktidar devam ettiği sürece ülkemizin ortaklarıyla bir güven ortamı yaratması imkansız gibi gözükmektedir.  İlişkiler asgari düzeyde tutulacak, ülkemizin komşularına zarar vermesini engellemek için tedbirler alınacak ancak kimse güvenle iş yapamayacağı için, ülkemizdeki iktidarın değişmesini sabırla bekleyecektir.   Ülkemiz belki daha iyisine layıktır ama her millet de layık olduğu idareye sahiptir.    

En son İçerik

Nohut ve amonyak ihracı izne bağlandı

Resmi Gazete'nin 16 Ekim 2021 tarihli sayısında nohut, saf amonyak ve sülfürik asit ihracı kayda…

İran ile Çin Dışişleri Bakanları nükleer anlaşmayı görüştü

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, nükleer anlaşma meselesini…

Günlük vaka sayısı 30 bin 694

Türkiye'de son 24 saatte 363 bin 536 Kovid-19 testi yapıldı, 30 bin 694 kişinin testi…

Motorine zam yolda

Pazartesi gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere motorinin litresi 23 kuruş zamlanacak. Dolar/TL kuru ile…

Dünya Gıda Günü’nde israfa karşı KADEME A.Ş.’den “Sıfır Atık”a davet

Kademe A.Ş. Dünya Gıda Günü’nde, israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşumunun engellenmesini veya…

Dünyada en çok suç işlenen 10 ülke

Global İnitiative tarafından yayınlanan ''Küresel Organize Suç Endeksi'' verilerini sizler için derledik. Endekse göre organize…