Makaleler

Krizden önce riskleri yönetmeyi öğrenelim

Bir ülke düşünün ki, her gün ayrı bir bela ya da sıkıntı kapısını çalarken, vatandaşının bir kısmı bitene ‘boş ver, devlet gereğini yapar’ deyip geçiyor, bir kısmı ise her bela ve sıkıntı karşısında dertlenip, devletin yanında olmaya çalışıyor. Evet, şu anda Türkiye’de böyle bir tablonun var olduğunu yazmak bile bana utanç veriyor. Üst üste gelen felaketlerin tek suçlusunun AK PARTİ iktidarı olduğu algısını yayanların, yangına körükle gidenlere benzer ahlaksız tavırları toplumdaki kutuplaşmanın daha da keskinleşmesine zemin hazırlar nitelikte.

Böylesi felaketler, benim diyen ülkelerde bile yaşanırken, hiçbir ülkede olmadığı kadar siyaset üzerinden kutuplaşmaya kapı aralamak vatansever insanlarımıza yapılacak en büyük ihanete eşdeğerdir. Kendi ülkemizde birbirimize kenetlenmemiz gereken konularda bile artık birbirimize düşman edecek bir yozlaşmışlığı dayatmak yaşanılan sel veya orman yangınlarından daha tehlikelidir.

Bu noktada kalkıp da kimseyi ya da bir siyasi partiyi savunacağımı düşünmeyin. Savunduğum ana fikir, böyle zamanlarda ortaya konulması gereken sağduyu ve dayanışma ruhudur. Eğer bizleri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil eden milletvekilleri ile devletin temel dinamiği olan kurumlarının temsilcileri sağduyu ve dayanışma ruhunu ortaya koyamıyorsa işte asıl problem o zaman başlar. Ben, bu ruhun her şeye rağmen var olduğunu düşünmek istiyorum. Temel sorunun ise kriz yönetiminden değil risk yönetiminden kaynaklandığını vurguluyorum. Bizleri Meclis’te temsil eden vekillerimizin dert çözüm merkezi olmaları yerine, muhtemel riskleri birlikte engellemenin yoldaşı olmaları gerekiyor. Milletçe, bu iradeyi ne zaman ortaya koyabilirsek muhtemel kaosların da önüne o vakit set çekmiş oluruz. Daha da önemlisi krizlerden beslenenleri nefessiz bırakma başarısını hep birlikte elde ederiz. 

Literatürde kriz olgusu, genel anlamda bir kuruluşun itibarı, hatta varlığını sürdürebilme konusunda ciddi tehdit oluşturan durumlar olarak tanımlanıyor. Risk yönetimi ise herhangi bir konuda zarar, kayıp, tehlike veya hasar olmasına yönelik belirsizlik içeren unsur, etken veya gidişatın önlenmesine dair atılacak adımları kapsıyor. Memleket insanımızın selameti için bu eksikliğin giderilmesinin zamanı gelmiştir. Halk deyimi ile eli yüzü düzgün olan risk yönetimi ile bizleri yönetenlerin süreci sahiplenme, ortak dili kullanabilme, sağlıklı gözetim yapabilme, güvenilir kanıtlara dayalı analiz yapma ve kamuoyu ile her şeyi apaçık paylaşma şansı yakalanmış oluyor. Ama risk yönetimi zayıf olan bir iktidarın kriz yönetiminde başarılı olması şansı da yok gibi.

Bizde maalesef kriz yaşanmadan krize karşı tedbir amaçlı yani risk söz konusu iken harekete geçme kültürü yok denecek kadar zayıf. Karşımıza dağ gibi çıkan problemler işte bu zayıflıktan kaynaklanıyor. Dayanışma ruhunun sadece olaylar yaşandıktan sonra değil, riskler varken ortaya konulması zaman ve ekonomi kaynaklı maliyetlerin minimum seviyede olmasını sağlayacaktır. Bu konuda edindiğimiz kötü alışkanlıklar, bizlerin her kriz (afet vs.) sonrasında benzer olaylarla karşı karşıya bırakıyor. 

Bir iletişimci gözüyle bakarsak, kriz yönetiminde kullanılan iletişim dilinin çok önemli olduğunu söyleyebilirim. En yetkin yöneticilerin iletişim kanallarını doğru kullanması, krizin çözümüne büyük katkı sağlayabilir. Uzmanlar böyle durumlarda proaktif davranılması gerektiğine vurgu yaparak; özellikle medyaya doğru bilgi verilmesi  gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “Aksi takdirde medya, kendi hikayesini yazar.  Başarılı kriz iletişiminin amacı; tüm kurumların, normal çalışma şekline döndüğünü, krizin kontrol altına alındığını, kendisi için önemli olan insanlardan destek görmeye devam ettiğini göstermektir. Kriz iletişiminin yanlış yönetilmesi ise her şeyin daha da kötüye gitmesine neden olabilir…” İşte buna meydan vermemek için başta Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesi’nde olmak üzere devletin tüm kurum ve kuruluşlarında kriz değil risk yönetimi biriminin ciddi bir şekilde oluşturulması ve faaliyete geçirilmesi gerekiyor. Risk yönetiminin itibar yönetimi kadar önemli olduğunu artık herkes bilmek zorunda. Yoksa her gün birbirinin tekrarı olan krizleri yaşaya yaşaya her şeyi kanıksayan, duyarlılığı körelmiş bir topluma dönüşürüz. Bunun da faturasını kısa zamanda hep birlikte öderiz. 

En son İçerik

Antalya’ya gelen turist sayısı yüzde 202 arttı

Antalya’ya gelen turist sayısı 13 Eylül itibarıyla 6 milyon 41 bin 439’a ulaşarak geçen yılın…

Spacex ilk uzay seyahatini gerçekleştirdi

ABD'li uzay mekiği ve roket üreticisi SpaceX, ilk kez içinde astronot olmayan bir roketle dünya…

Asya borsaları yoğun veri akışı ile dalgalı seyretti

Asya Pasifik Bölgesi'nde hisse senetleri Perşembe günkü işlemlerde yön bulmakta zorlandı. Asya Pasifik Bölgesi'nde hisse…

Dünyada gıda fiyatları gündemden düşmüyor

Artan gıda fiyatları tüm dünyada hükümetlerin gündeminde ilk sıralara yükseliyor. Gıda maliyetlerinin hane halkı harcamalarında…

Petrol azalan stoklardan destek buldu

Petrol fiyatları, ABD özel sektör verisinin stoklarda azalamaya işaret etmesiyle yükseldi. Petrol fiyatları, ABD özel…

BİM İcra Kurulu Üyesi Galip Aykaç artan süt ve peynir fiyatlarına yönelik açıklama yaptı

Gıda fiyatlarındaki fahiş fiyat artışlarını değerlendiren BİM İcra Kurulu Üyesi Galip Aykaç, Ankara'daki yetkililerin "Ne…