Makaleler

Algı ve tanıtma

Tanıtma bir diplomatın meslek hayatında önemli bir yer tutar.  Ben de dış görevlerimin birincisinde, New York’taki Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliğimizde genç memurken, büyükelçimizin çeşitli kurumlarda yapacağı konuşmaların ilk taslaklarını hazırlardım. Ayrıca üniversitelerden gelen konuşmacı davetlerinin bazılarına icabet ederek bu sorumluluğu kendi çapımda üstlendiğimi hatırlarım.  Kendim de üniversiteyi yeni bitirdiğimden dolayı öğrencilerin beni kendilerine daha yakın hissedeceklerini düşündüğü için olsa gerek, büyükelçimiz birkaç defa bu görevi bana yüklemişti.

O tarihlerde vermek istediğimiz mesaj, ülkemizin batının içinde değilse de yanında bulunduğu, güvenilir bir müttefik olduğu, genelde evrensel değerleri özümsemeye çalışan, laik, demokratik ve hukuka saygılı bir modern devlet olmaya çalıştığı yönündeydi.  O tarihlerde düzenli aralıklarla meydana gelen askeri müdahaleler ülkeyi bu çizginin dışına çıkartmadığı için yaratmak istediğimiz algıyı genelde değiştirmiyordu.  Ayrıca o tarihlerde Avrupa’nın güneyinde demokrasi sağlam bir şekilde yerleşmediği için Türkiye’deki askeri müdahaleler çok aykırı gelmiyordu.  1974 Kıbrıs harekatından sonraki ilk yıllarda çözüm ümitleri hala mevcut olduğu için ve harekatın sağlam gerekçelere dayanması işimizi kolaylaştırıyordu.

Sonraki dönemde uzun yıllar uluslararası memur olarak çalıştığım için Türkiye’nin tanıtılması ile ilgili pek bir sorumluluk üstlendiğimi iddia edemem.  Ancak o dönemlerde de vermeye çalıştığımız mesaj farklı değildi.  Sonradan 1995 yılında Türkiye’nin Gümrük Birliği macerası başladığında Brüksel’de görevliydim.  AB ülkelerinde Türkiye algısı olumsuz değildi.  Avrupa Parlamentosu Türkiye’yi AB ile bütünleşmeye götürecek bir yol açtığı belli olan Gümrük Birliğini ezici bir çoğunlukla desteklemişti.  ABD ve İsrail kendi stratejik öncelikleri nedeniyle bizimle birlikte AB ülkelerinde yoğun destek faaliyetlerinde bulunmuşlardı çünkü onların çıkarları bunu gerektiriyordu. O tarihten birkaç yıl sonra ülkemize aday ülke statüsü verildiğinde algı yine olumsuz olmadığı için Avrupa Parlamentosu’ndan ve ülke kamuoylarından itiraz gelmemişti.

İlk Büyükelçi görevim yaklaşık 20 yıl önce İsveç’te  olmuştu.  O tarihlerde tabiatıyla internet portalları henüz gelişmemişti ve yazılı ile görsel basın dışındaki haber kaynakları epey sınırlıydı.   İsveç’te o tarihlerde iki ciddi gazete mevcuttu.  Birisi daha ziyade sağ partileri, diğeri sol partileri desteklerdi.  Her ikisinin de Türkiye’de muhabirleri yoktu ancak Türkiye’yi Stockholm’den takip eden birer uzmanlaşmış habercileri vardı.  Tabiatıyla onlarla tanışmak önemli bir ihtiyaçtı.  Sözüne güvendiğim bir İsveçli dostumun tavsiyesine uyarak doğrudan doğruya onları davet etmedim. Patronlarını ben ziyaret ettim. Kendilerinin de hazır bulunacaklarını tahmin ettiğim bu görüşmeler tanışma imkanı verdi. Sonradan onlar benimle temas etme ihtiyacını duydular ve aldıkları bilgileri benden teyit etme yoluna başvurmaya başladılar.  O zaman anladım ki internet çağı öncesinde bile uzak sayılacak bir ülkeden dahi olsa Türkiye’yi çok yakından takip ediyorlardı.  Zaman içinde ahbaplığımız ve güven ilişkimiz gelişti.  Bunun benim açımdan birinci şartı onlara doğru olmayan şeyleri söylememekti. Onlar açısından da adımı kullanmalarını istemediğim haberlerde bu isteğe uymaları gerekiyordu. Ciddi gazeteci oldukları için bu taleplerime uydular.

O sıralarda Türkiye’ye davet edilmeleri konusu gündeme geldi.  Ben İsveç ve bir çok başka Avrupa ülkesinde tüm masrafları karşılanmak suretiyle yapılan davetlerin orada bir çeşit rüşvet telakki edildiğini ve hoş karşılanmayacağını, kaldı ki Türkiye’yi bu kadar yakından takip eden kişileri bu şekilde ikna etmenin mümkün olmadığını, ülkemiz hakkında olumlu şeyler yazmalarını istiyorsak ülkemizden çıkan haberlerin olumlu olmasını sağlamanın daha etkili bir yol olduğunu izah etmiştim. 

Merkeze döndüğümde Dışişleri Bakanlığı’nda tanıtma işleri de uhdemdeydi.  O tarihlerde Dışişleri Bakanlığı ülkemizin yurt dışı tanıtımında en etkin role sahipti. Bir Devlet Bakanı başkanlığında ilgili farklı kurumların temsil edildiği Tanıtma Fonu Kurulu adlı bir yapı mevcuttu.  Çeşitli kurumlardan gelen projeler o kurulda ele alınır ve hangilerinin destekleneceği karara bağlanırdı.  Tabiatıyla yurt dışında gerçekleşecek projelerin sayı bakımdan en büyük bölümü dış temsilciklerimizden gelirdi. 

O dönemde yürüttüğümüz en iddialı proje 2009-2010 arasında düzenlediğimiz Fransa’daki “Türk mevsimi” olmuştu.  Mevsim aslında 9 ay sürmüştü.  Fransa’nın her tarafında 400 kadar ekonomik, kültürel vs. faaliyet düzenlenmişti.  Bütçesi haliyle çok büyüktü.  Eyfel kulesinin bile bir hafta boyunca yanıp sönen kırmızı-beyaz ışıklarla donatılması sağlanmıştı. En büyük faaliyet Paris’in merkezindeki en büyük sergi salonundaki “İstanbul sergisi” olmuştu.  Açılışını o zamanki Cumhurbaşkanları Abdullah Gül ile Nicolas Sarkozy birlikte yapmıştı. Taş devrinden Cumhuriyetin ilanına kadar geçen İstanbul’un tarihinin tanıtıldığı bu sergide teşhir edilen eşyaların yarısı çeşitli Avrupa koleksiyonlarından toplandıkları için bir daha aynı çatı altında bulundurulmaları kolay olmayacaktır.

Amaç ülkemizi Fransız halkına tanıtmak olmakla beraber ve Fransa’nın o tarihteki Cumhurbaşkanı’nın da ülkemize pek sempatiyle bakmadığı gerçeğine rağmen, Fransız devletinin mevsime önemli katkıları olmuştur.  Resmi mekanlar ücretsiz verilmiştir.  Önerdiğimiz faaliyetlerin kabul görmediğini hatırlamıyorum.

Tanıtmaya çalıştığımız Türkiye o tarihlerde de hâlâ yüzünü Avrupa’ya dönmüş, AB ile bütünleşme hedefi güden zengin tarihiyle birlikte modernleşen, kendisi ve komşularıyla barışık bir ülkeydi.  O dönemlerde yürüttüğümüz tanıtma faaliyetlerinin genel teması hep buydu.

Bu konuda başarılı olabildik mi? Fransa’daki “Türk mevsiminden” bugün ne kaldığını sorduğumda pek somut bir cevap alamıyorum. 

Tabiatıyla son on yıl içinde ülkemizin hızla değiştiği, bununla birlikte dışarıdaki algısının da olumsuz yönde farklılaştığı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Benim meslek hayatım boyunca tanıtmaya çalıştığımız yüzünü batıya ve özellikle Avrupa’ya çevirmiş, batı değerlerini pratikte değilse de teoride özümsemiş Türkiye artık yok.  Onun yerine gittikçe o değerlerden uzaklaşan batıya yüzünü değil, sırtını çevirmiş, komşularıyla kavgalı ve yayılmacı olarak yorumlanan bir siyaset izleyen, laiklikten ve demokrasiden gittikçe uzaklaşan İslami kimliği öne çıkan bir ülke ortaya çıktı.

Türkiye’nin tanıtımından artık sorumlu olmadığımdan memnuniyet duymadığımı söylesem yalan olur.  Gerçi bu konu da anladığım kadarıyla Dışişleri Bakanlığı’nın elinden alınmış, paralel bir dış temsil ağı olarak çalışan ve dünyanın çeşitli ülkelerine yayılan Yunus Emre Enstitüleri vasıtasıyla yürütüldüğü anlaşılıyor. Pandemi döneminde tanıtma konusunda yapılacak faaliyetler haliyle kısıtlıdır.  Ancak yukarıda da belirttiğim gibi Türkiye’nin algısını değiştirmek sırf tanıtma faaliyetleriyle mümkün değildir.  Belki bu yolla ülkemizi tanımayanlar biraz bilgilendirilebilir, bilgisizlikten kaynaklanan ön yargılar ile mücadele edilebilir, ancak olumsuz algılar yalnız ülkenin olumlu yöne doğru ilerlemesiyle değişebilir.  O noktadan da hayli uzaktayız.       

En son İçerik

Dönmez: Yer altı doğal gaz depolarımızın 4’te 3’ünü doldurduk

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, "Yer altı doğal gaz depolarımızın 4'te 3'ünü doldurduk.…

Rusya’dan güçlü faiz artışı

Rusya Merkez Bankası politika faizinde beklentilerin üzerinde bir artışa imza attı. Banka politika faizini yüzde…

İnstagram’da en çok takipçiye sahip 10 Türk üniversitesi

Üniversitelerin sosyal medya hesapları mevcut öğrencileri ve aday öğrenciler tarafından yoğun bir şekilde takip edilmekte.…

AB uzun bir aradan sonra “ılımlı” Türkiye raporunu açıkladı

Türkiye’nin ekonomik krizden hızlı bir şekilde çıktığını belirten raporda ekonominin işleyişiyle ilgili ciddi endişelerin devam…

HSBC dolar tahminini yükseltti

HSBC yıl sonu dolar/TL tahminini 8,65'ten 9,80'e yükseltti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın beklentileri aşan faiz…

Biden 2022’yi işaret etti

Joe Biden, benzin fiyatlarının 2022 yılına girerken yüksek kalmaya devam edeceğini fakat 2022 yılında düşmeye…