Makaleler

LOZAN ANTLAŞMASI: 100’üncü yılına iki kala ne kaldı?

24 Temmuz günü Lozan Antlaşması’nın 98’inci yıldönümü anıldı.  Kutlandı demeyeceğim çünkü kutuplaşmış ülkemizde tarih ile siyasetin birbirlerinden bir türlü ayrılamadığı bir ortamda Lozan Antlaşması da bu kutuplaşmanın kurbanı olmuştur. Kimisine göre, Lozan Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedi, kimisine göre de kaçırılmış fırsatların eseridir.  Bence o tarihte elde edilebileceğin en iyisidir.  Ancak tabiatıyla Lozan’a katılan heyet ve Ankara’daki hükümet bütün istediklerini elde edememiş, her müzakerede olduğu gibi Antlaşma bir al-verin ve uzlaşının sonucu olmuştur.

Bu yazıda o konulara girmek istemiyorum.  Tarihçiler Lozan konferansını benim yapabileceğimden çok daha uzmanca irdelediler ve irdelemeye devam ediyorlar.  Okuyucular kendi tercihlerine göre, görüşlerine yakın olduklarını düşündükleri tarihçiler arasında seçim yapabilirler.

Benim burada yapmak istediğim Lozan Antlaşması’nın hükümlerini inceleyerek bugün ne anlama geldiklerini görmeye çalışmaktır.  Tabii toplam 143 maddeden ve birçok protokol ile ekten oluşan antlaşmanın maddelerini teker teker bu yazıda incelemek mümkün değil.  Ancak belli başlı hükümlerine bakmak ve bugün hala geçerli olup olmadıkları üzerinde durmakta  belki yarar vardır.

Antlaşmanın toprak ile ilgili ilk bölümünde, Türkiye ile Yunanistan ve Bulgaristan, ayrıca Suriye ile hudutlar belirlenmiştir.  O tarihlerde Fransa tarafından işgal edilmekte olan Suriye ile hudut, yakında 100’üncü yıldönümü kutlanacak Fransa ile yapılmış Ankara Antlaşması’nda belirlenmiş olup, Lozan’da teyit edilmiştir.   O tarihlerde İngiltere tarafından işgal edilen Irak’la hududun belirlenmesi Milletler Cemiyetine havale edilmiş olup bilindiği üzere 1926 yılında tespit edilmiştir.  Lozan’da ve 1926’da İngiltere ile yapılan anlaşmada belirlenmiş hudutlar, Hatay’ın ilhakı dışında bugün de geçerliliklerini korumaktadır.

Lozan’ın 12-15 maddeleri Ege adaları ile ilgilidir.  Gökçeada ve Bozcaada, Türkiye’ye bırakılmış, ancak bu adalarda o tarihlerde nerede ise tamamen Rum olan nüfustan oluşan özel bir yönetim ve yerli halktan oluşan bir polis gücü kurulması öngörülmüştür. (Md. 14). Bu madde Türkiye tarafından hiçbir zaman uygulanmamıştır.

12’inci maddeye göre, Türkiye sahilinden üç milden fazla uzak olmayan adalar Türkiye’ye bırakılmış, diğerleri Yunanistan’a (Md 13) ve İtalya’ya (Md15) verilmiştir.  Bu zaten Meis hariç Türk-İtalyan ve Balkan savaşlarından beri geçerli olan durumu yansıtmıştır.

13’üncü Madde Yunanistan’ın Midilli, Sakız, Samos ve Nikaria adalarında deniz üssü ve tahkimat kuramayacağını, savunmaları için yeterli miktarda jandarma ve polis muhafaza edebileceğini öngörmekte, ancak adaların silahsızlandırılacağı ifadesi maddede yer almamaktadır.  Bu maddenin bugün de devam eden tartışmalara yol açtığı malumdur.  Ancak, bazılarının iddiasının aksine, bu adaların silahsızlandırılmak koşuluyla devredildiği veya mülkiyetlerinin değil sadece kullanım haklarının verildiği doğru değildir.

Bu maddelerde ve özellikle 12’inci maddede yine 25 yıldır iddia edildiği şekilde aidiyeti belirlenmemiş ada veya kaya parçaları gibi kavramları destekleyecek ifadeler bulmak kolay değildir.  Nitekim, bu kavram ancak Lozan’ın yürürlüğe girdiği 1924 yılından tam 70 yıl sonra Kardak kayalıkları konusu ile birlikte ortaya çıkmıştır.  O tarihten bu yana da zaman zaman kamuoyunun gururunu okşamak için gündeme getirilmekte, ancak Yunanistan ve uluslararası toplum tarafından kabul edilmesi için fazla bir gayret harcanmamaktadır.

Lozan’ın toprakla ilgili diğer maddeleri ise Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılmış ülkeler üzerinde hak iddiasından feragat edilmesi ile ilgilidir.  Burada belki bugün için en ilginç gelen madde Kıbrıs’la ilgili 21’inci maddedir.  O maddeye göre iki yıl içinde İngiltere tabiiyetine geçmeyi kabul etmeyen Türk uyruklu Kıbrıslıların adayı terk etmesi öngörülmektedir.  Bu da Lozan yapılırken Türkiye’nin Kıbrıs dosyasını kapattığını göstermektedir.

Toprakla ilgili müteakip bölüm, Boğazlarla ilgili olup, bu hükümlerin 1936 Montreux Sözleşmesi ile ilga edildiği bilinmektedir.

Azınlıklarla ilgili bölümde, maalesef o gün ve hatta bugün de uygulanmayan bir çok hüküm var.  Örneğin 39’uncu c4 ve c5 fıkraları Türk vatandaşlarının basın yayın da dahil istedikleri dili kullanabileceklerini, Türkçe bilmeyen vatandaşların mahkemelerde kendi dillerini kullanmalarını öngörmektedir.  Bu maddelerin bugün bile uygulanıp uygulanmadıkları şüphelidir.

44’üncü madde, Türkiye’ye azınlıkların korunması konusunu Milletler Cemiyeti garantisi altına koyma yükümlülüğünü getirmektedir.  Bu madde de tabiatıyla hiçbir zaman uygulanmamıştır.

45’inci madde, Yunanistan’a Batı Trakya’daki Müslüman azınlığa (Maddede Türk kelimesi geçmiyor) bu bölümdeki hakların da verilmesini öngörmektedir.  Lozan’ın azınlıklarla ilgili Türk-Yunan dengesi bu maddeye dayanmaktadır.

Azınlıklarla ilgili maddelerin ne Yunanistan, ne de Türkiye tarafından Lozan Antlaşması’nda öngörüldüğü şekilde uygulandığı bilinmektedir. 

Lozan’ın kalan maddeleri mali ve ekonomik hükümler içermektedir.   Osmanlı İmparatorluğu’nun dört yüz yıl boyunca uyguladığı ve zamanla genişleyen kapitülasyon rejimi esasında Birinci Dünya Savaşı’na girildiğinde İttihat ve Terakki iktidarı tarafından ilga edilmişti.  Lozan’ın 28’inci maddesi kapitülasyonların tamamen kalktığının tüm taraf ülkelerce kabul edildiğini beyan etmektedir.

Diğer maddeler Osmanlı borçlarının halef devletler arasında paylaşılması ve geri ödenmesi, ayrıca özel mülkiyetin korunması ile ilgilidir.  Tabiatıyla bu maddeler bugün geçerliliklerini kaybetmiştir.

Lozan Antlaşması’nın herhangi bir sona erme veya fesih maddesi bulunmamaktadır.  İlke olarak ilelebet devam edebilir.  Bununla birlikte Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan barış antlaşmalarının hiçbiri bugün yürürlükte değildir çünkü İkinci Dünya Savaşı onları ortadan kaldırmıştır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise Almanya ile barış antlaşması yapılamamış çünkü Almanya fiilen değilse de resmen Soğuk Savaş bitinceye kadar müttefiklerin işgali altındaydı.  Uzun süre SSCB ile Batılı müttefikler arasında Almanya’nın meşru temsilcisinin Doğu mu yoksa Batı Almanya devletlerinin hangisi olduğu konusunda anlaşma olmadığı için Barış Antlaşması yapılamamıştır.

Buna karşılık savaşın önemli bir bölümünde Almanya ile ittifak halinde bulunan İtalya ile 1947’de Paris’te yapılan ve İtalya tarafından Yunanistan’a devredilen On İki Adanın silahsızlanması ile ilgili hükümlerinden dolayı sık sık gündeme getirdiğimiz antlaşma halen yürürlüktedir.  Ancak bizim taraf olmadığımız bir antlaşmadan dolayı hak ve yükümlülük iddia etmemizin mümkün olup olmadığı hukukçuların işidir.    

Yukarıdaki izahattan da görüleceği üzere, Lozan Antlaşması’nın bir çok hükmü imza tarihinden itibaren dahi uygulanmamıştır. Ancak o tarihlerde Japonya hariç Balkan ve Batılı ülkelerden oluşan imzacıların hiç birisi bunu mesele etmemiş, Yunanistan dahi Türkiye ile Kıbrıs sorunu patlayıncaya kadar dostluk ilişkisi sürdürmüştür.  İlişkilerin bozulmaya başladığı 1950’li yılların ortasından itibaren ise Lozan’ın uygulanmayan çeşitli maddelerini öne sürerek Milletler Cemiyeti’nin yerini alan Birleşmiş Milletlere müracaat etmek muhtemelen artık mümkün değildi.  Avrupa Birliği’ne girdikten sonra zaten Yunanistan’ın ülkemize baskı yapmak için başka imkanları meydana çıkmıştı.

Aslında Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yeni Türk devletinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki müttefikleri Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’dan farklı olarak mağlup olarak değil, eşit olarak masaya oturmasına ve masadan aynı şekilde kalkmasına imkan verdiği için Türkiye Lozan Antlaşması’nın değerini bilmiştir.  Ancak, özellikle son yıllarda Lozan’ın toprak ile hükümlerini tartışmaya açarak Lozan’ın kazanımlarını bozmaya çalıştığı izlenimini haklı veya haksız bir şekilde yaratmaktadır.

Bu sıkıntıdan kurtulmanın yolu herhalde, Lozan’ın Ege adaları ile ilgili maddelerinin ne şekilde yorumlanması gerektiği konusunda tahkime gitmek veya Uluslararası Adalet Divanı’ndan görüş istemek olmalıdır.  Ancak tabii bunu yaparken neticenin yaratılan beklentilere uymayabileceğinin de idraki gerekir. Oysa maalesef fütuhat meraklısı ülkemizde ne iktidarda, ne muhalefette, ne de kamuoyunda böyle bir irade bulunmaktadır. 

Bu durumda Lozan belki 100’üncü yılını kutlayacaktır.  Bu bile Avrupa tarihinde olağanüstü bir ömür denebilir.  Ancak ondan sonra bir 100 yıl daha yaşayacağı şüphelidir.  Lozan ortadan kalksa ne olur?  Bence fazla bir şey olmaz. Hudutlar dışındaki hükümleri artık tarihe mal olmuştur.  Hudutlarla ilgili hükümlerin en azından başkaları tarafından tartışmaya açılması da beklenemez. Şu anda bu hükümleri tartışmaya açan ve yayılmacı hedefleri olduğu intibaını yaratan bizdeki iktidardır. Sadece iç kamuoyuna yönelik de olsa bu oyunun tehlikeli olduğunun anlaşılması yararlı olur.

En son İçerik

Nohut ve amonyak ihracı izne bağlandı

Resmi Gazete'nin 16 Ekim 2021 tarihli sayısında nohut, saf amonyak ve sülfürik asit ihracı kayda…

İran ile Çin Dışişleri Bakanları nükleer anlaşmayı görüştü

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, nükleer anlaşma meselesini…

Günlük vaka sayısı 30 bin 694

Türkiye'de son 24 saatte 363 bin 536 Kovid-19 testi yapıldı, 30 bin 694 kişinin testi…

Motorine zam yolda

Pazartesi gece yarısından itibaren geçerli olmak üzere motorinin litresi 23 kuruş zamlanacak. Dolar/TL kuru ile…

Dünya Gıda Günü’nde israfa karşı KADEME A.Ş.’den “Sıfır Atık”a davet

Kademe A.Ş. Dünya Gıda Günü’nde, israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşumunun engellenmesini veya…

Dünyada en çok suç işlenen 10 ülke

Global İnitiative tarafından yayınlanan ''Küresel Organize Suç Endeksi'' verilerini sizler için derledik. Endekse göre organize…