Makaleler

Emperyalizm mi dediniz?

Bizimki gibi hem siyasi, hem de ekonomik bakımdan gelişmesini tamamlayamamış ülkelerde çözülemeyen sorunların sorumluluğunu dış güçlere ve özellikle ABD’ye yüklemek alışkanlığı çok yaygındır.  Böyle bir refleks, gelişmiş batı toplumlarında mevcut değildir.  Diğer taraftan Rusya ile Çin’in yayılmacı politikalarının ülkemizde aynı tepkiyi uyandırmaması da dikkat çekicidir.

Aslında ABD’nin de diğer tüm ülkeler gibi çıkarlarını koruması doğaldır.  Ülke dünyanın uzak arayla en büyük askeri gücü ve hala da en büyük ekonomisi olunca nereye kadar uzanacağı haliyle tartışma konusudur.

ABD’nin tarihine bakınca Avrupa’nın belli başlı ülkelerinden farklı olarak imparatorluk kurma yarışında bir hayli geç kaldığını görüyoruz. Bağımsızlık mücadelesi vermiş bir ülkenin deniz aşırı toprak edinme yarışına geç girmesi şaşırtıcı değildir.  Hatta, ABD 1820’li yıllarda Güney Amerika kıtasının İspanya tahakkümünden kurtulması için destek vermiş ve Monroe Doktrini ile bölgenin Avrupa kaynaklı sömürgelerden arındırılmasını sağlamıştır.

ABD’nin kendi deniz aşırı toprakları 1898 İspanya-ABD savaşından sonra kazanılmış ve bu suretle ABD, İspanya’nın son kalan toprakları olan Filipinler, Puerto Riko, Pasifik’te bir takım adalara el koymuş, Küba’da da kukla yönetimler kurulmasını sağlamıştır.

Ancak, ABD Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın ABD bandıralı sivil yolcu gemilerini batırması sonucunda zorla katıldıktan sonra sırtını dış dünyaya çevirmiştir.  O kadar ki Birinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran antlaşmalara taraf olmamış, Milletler Cemiyetine girmemiş, diğer müttefiklerden farklı olarak Lozan Antlaşması ile Montreux Boğazlar Sözleşmesini imzalamamıştır.

İkinci Dünya Savaşı’na bu defa Japonya’nın saldırısı üzerine yine zoraki bir şekilde girmiştir.  Ancak savaş bittikten sonra sırtını dış dünyaya çevirmemiş, Milletler Cemiyetinin yerini alan Birleşmiş Milletlere ev sahibi olma dayatmasını yapmış ve savaştan sonra da tüm bölgelerde aktif bir siyaset sürdürmüştür.  Başlıca hedefi, savaş bittikten hemen sonra başlayan Soğuk Savaş sırasında SSCB’nin ve bir ölçüde 1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti’nin gücünü sınırlandırmak olmuştur.

İlk sınav Kore’de verilmiştir. Aslında Kore yarımadasının bölünmesi bir ABD stratejik hatasının sonucu olarak kuzeyin 1945 yılında Japonya’dan alınıp Sovyet etkisine teslim edilmesiyle gerçekleşmiştir.  Bu hatayı daha da perçinleştirerek, ABD Güney Kore’de bulunan kuvvetlerini büyük ölçüde geri çekmek suretiyle Kuzey Kore’ye açık bir davetiye dahi sunmuştur.  Bu tür hataları sık sık yaptığı sonraki yıllarda görülmüştür.

Kuzey Kore’nin fırsatı değerlendirip Temmuz 1950’de güneye saldırdığında Kore Savaşı başlamıştır.  Birleşmiş Milletler’in arabulucu değil, taraf olarak katıldığı tek savaş olan Kore savaşına Türkiye dahil 16 ülke katkı sağlamıştır.  Ancak savaşın en büyük yükünü ABD taşımıştır.  40 bin ABD askeri Kore’de ölmüştür.  Buna karşılık Türkiye’nin şehit sayısı 763’dür.

Savaşın sonunda ise aşağı yukarı başlangıç noktasına dönülmüş, iki Kore’yi ayıran ateşkes hattında fazla bir değişiklik meydana gelmemiştir.  Ancak, şüphe yok ki ABD daha önce yanlış mesaj vermeseydi ve Güney Kore’yi savunma ihtiyacı duymadığı izlenimini yaratmamış olsaydı bu savaş meydana gelmeyecekti.

ABD’nin ikinci travmatik tecrübesi 1963-1975 arası devam eden Vietnam Savaşı olmuştur.  Burada da esas amaç Sovyet ve Çin hegemonyasının yayılmasını engellemek, Güney Doğu Asya ülkelerinin onların kukla rejimlerine dönüşmesini önlemekti.  Orada da ABD 47 bin kadar kayıp vermiş, buna karşılık savaş kendi açısından bir fiyasko ile sonuçlanmış, tüm dünyada büyük itibar kaybına uğramıştır.

Ondan sonraki dönemde, ABD askeri maceralardan uzak durmuş, Panama, Grenada gibi çok ufak operasyonlar dışında askeri güç kullanmaktan çekinmiştir. SSCB ile rekabet Afrika’da vekalet savaşları şeklini almıştır.  Aslında Soğuk Savaş dünyaya nisbi bir istikrar getirmişti.  Dünya iki kutupluydu, her ülkenin hangi bloka bağlı olduğu veya tarafsız olduğu biliniyor ve bu aidiyeti değiştirmeye karşı blok yeltenmiyordu.  Blok değiştirmek çok nadirdi.  Mısır’ın Nasır sonrasında saf değiştirmesi bunların bir örneğidir.  Ancak bir bloğa mensup bir ülke karşı bloğa mensup bir ülkeye saldırmaya cesaret etmezdi çünkü bunun sonuçlarının bloklar arası çatışmaya kadar gidebileceğini biliyordu.

Soğuk Savaşın sonunun bu istikrarı bozduğu söylenebilir.  Aynı zamanda ABD’nin karşılaşacağı sınamaların da artmasına yol açmıştır.  Bunları da iyi yönettiği söylenemez.  Sonuçları itibarıyla vahim bir hata, 1990 yılının ilk baharında Bağdat’taki ABD Büyükelçisinin Saddam ile yaptığı görüşme sırasında Arap ülkeleri arasındaki sınır ihtilafları konusunda ABD’nin tutum almadığını söylemesi ile meydana gelmiştir.  Saddam’ın bu lafı, Kuveyt’i işgal etmesi için yeşil ışık olarak telakki ettiği malumdur.  Arkasından meydana gelen savaşlara ABD taraf olmuş, Saddam devrilmiş ve idam edilmiş, 4500 ABD askerinin, on binlerce Iraklının ölümü ve milyarlarca dolar harcama sonrasında ABD Irak’a istikrar getirememiş, ülkede en etkili dış güç İran olmuştur.  Oysa ABD’nin hedefinin Irak’ı baş düşmanı İran’a teslim etmek değildi şüphesiz.

11 Eylül 2001 saldırılarının tetiklediği ABD’nin Afganistan savaşı da yine fiyasko ile sonuçlanmıştır. Tarihinin en uzun süren savaşında 2 trilyon dolar harcadığı ve uğruna 2500 kadar asker feda ettiği Afganistan’ı ABD şu sıralarda terk etmekle meşgul.  Muhtemeldir ki bu hezimetten sonra ABD yeni bir içine kapanma dönemine girecektir.

Bunları neden hatırlattım?  Bizdeki yaygın kanaatin aksine ABD’nin sınırsız bir etkinliği olmadığına dikkat çekmek için.  Tabii ki daha küçük çapta ve kaba kuvvet kullanmadan yaptığı faaliyetler vardır.  Örneğin 1953 yılında İran’daki milliyetçi lider Mussadık’ı devirmiş ve Şah Muhammet Rıza Pehlevi’yi tekrar tahtına oturtmuştur. Ancak bunda da uzun vadede başarılı olmamıştır.  Şahın 1979 yılında mollalar tarafından devrilmesini ABD engelleyememiş, hatta tahtta kalması için de fazla bir gayret harcamamıştır.  Mussadık’ı devirmemiş olsaydı, belki İran şimdikinden çok farklı ve dış dünya ile barışık laik bir cumhuriyet şeklini alabilirdi.  Aynı şekilde ABD bütün gayretlerine rağmen Küba’daki Castro ve Venezuela’daki Maduro rejimlerini devirememiştir.  Bu örnekler dahi ABD’nin gerçek gücünün abartılacak kadar olmadığını gösteriyor.

Ve tabii ABD’nin bir ülkenin içişlerine aktif bir şekilde müdahale etmesi için uygun bir zemin bulunması gerekmektedir.  Demokrasisi sağlam, hukuk sistemi oturmuş ülkelerde ABD emperyalizminin etrafı karıştığı görülmemiştir. Amaç petrol ve tabii gaz kuyularına el koymak ise, neden Norveç’e müdahale edilmiyor mesela?

Dolayısıyla şöyle sonuçlar çıkartabiliriz:

  1. ABD son 60-70 yıl içinde girdiği savaşların hiçbirinden mutlak zaferle çıkmamıştır.  Tersine bunların nerede ise tamamı hezimetle sonuçlanmıştır.  Yakın bir gelecekte ABD’nin yeni bir askeri maceraya gireceği şüphelidir.
  2. ABD savaş dışı yollarla kendi hedeflerine ulaşmak amacıyla müdahalelerde bulunuyor şüphesiz.  Ancak mümbit toprakların bulunmadığı, ortamın hazır ve müsait olmadığı yerlerde herhangi bir sonuç alması mümkün değildir.  Dolayısıyla ABD müdahalelerinden korunmak isteyen ülkelerin sağlam ve güçlü kurumlar, işlevsel bir demokrasi ve hukuk sistemi oluşturmaları gerekmektedir.  Bu tür bir düzene sahip olan hiçbir ülkeden ABD emperyalizmi şikâyeti duyulmamıştır.
  3. Deniz aşırı maceralar hem masraflı, hem de sonuçları itibarıyla belirsizdir.  Ne şekilde başladıkları bellidir, ama ne şekilde bitecekleri bilinemez.  Bu sonuç özellikle bu tür maceralara meraklı yöneticilerimiz ve milletimiz için önemlidir sanırım.

En son İçerik

Ünlü fon yöneticisinden altın tahmini

Altında geçen yılki rekor yükselişi tahmin eden fon yöneticisi, değerli metalde yeni zirveler görülebileceğini söyledi.…

Orman yangınları Antalya’da tarımı vurdu

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Antalya’da çıkan orman yangınlarında ilk tespitlere göre, yaklaşık 720…

Dolar/TL’de ‘risk iştahı’ etkisi sürüyor

Küresel piyasalarda artan risk iştahı ve gelişen ülke para birimlerine artan taleple beraber Türk lirası…

3. köprünün Çinlilere satış görüşmesi durdu

Bloomberg HT'nin haberine göre İstanbul Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün 2027 yılına kadar işletme hakkını elinde…

ABD’de altyapı paketinde kritik viraj alındı

ABD'de 550 milyar dolarlık altyapı paketinde taslak metin tamamlandı. Böylelikle paketin yasalaşması için bir adım…

Aygaz, Aykargo’da halka arzı gündeme aldı

Aygaz, bağlı ortaklığı Aykargo'nun danışmanlık şirketi McKinsey ile başarı primine dayalı bir uzun vadeli danışmanlık…