Makaleler

Farklı Cevaplar Almak için Farklı Sorular Sormak Lazım

Ben neyim? Ben duygularım mıyım? Ben bedenim miyim? Ellerime bakıyorum mesela, ellerim ben mi? Benden bir parça mı? Peki o zaman kesip attığım tırnaklarım benden kopan parçalar demek oluyor ise, onlar çöpe gittikten sonra neden hiç bir bağımız kalmıyor? Kesilen saçlarım ya onlar?

Herhangi bir uzvunu kaybeden insanlar, o uzuvları gittikten sonra o uzvunun nerede ve ne halde olduğunu hissedebiliyorlar  mı? Yokluğunu hissettikleri şüphe götürmez bir gerçek ama anlatmak istediğim o değil.

Bedenim değilsem, o zaman ben neyim? Duygularımın toplamı mı? Yoksa bedenimi de duygularımı da kontrol eden hepsinin ötesinde bir güç müyüm ben…düşündüğümden çok daha önemli olmalıyım o zaman.

Uzakdoğu tıbbında kalp, ateşin temsilcisidir. Sevinç, neşe ve sevgi ile çalışır ve açılır. Hormonlar, böbrekler, kemikler  ve mesane sistemi ise suyla çalışır. Yaşama ve kendine güvendikçe suyun akışı hızlanır ve hayatın ilerleyici bir harekete dönüşür. Korku ve endişe arttıkça ise sular soğur, donar, buza dönüşür. Duygular buz haline geldiğinde ise insanı soğukluk, katılık ve hissizlik kaplayabilir. (Ünal Güner / Başlangıç) açıkcası bu bir metafor mu? Yoksa gerçek mi tartışılır. Doğruluğunu sorgulasam da (cehaletime verin) bu cümleler beni çok etkilediği için paylaşmak istedim. Uzak doğunun felsefesinde gerçeği değil de, kendini arıyor insan ve illaki buluyor. “Bedendeki su elementini buza çevirip kalbe akıtmak” şeklindeki anlatım sanki bir çok şeyin cevabı gibi.

Bizler sıcacık çocuklardık. Sınırlarımız yoktu, resim yaparken gökyüzü her zaman mavi değildi; pembe de, yeşil de, harika bir renkti gökyüzü olabilmek için, bu akışkan suyu ne yaptıkta buz haline getirmeyi başardık(!) bir yanımız aslında hep çocuk kaldı, hayatın karşına dikilip dedik ki “ya benim dediğim gibi olursun! ya da ben çok sinirlenir, seninle kavgaya tutuşurum!” Keşke bizde kalan çocuk kısmımız sadece bu olmasaydı. Hayatla kavgaya tutuşma sebebimizi bu kadar basite indirgemeseydik.

Peki nasıl oluyor da biz suyumuzu buz’a çeviriyoruz.  Öfkeyle mi? Şahsen ben tek kelime ile kendi cevabımı vermek istiyorum. Benim için olan şey “yaşanmışlıklar” dı. Yaşanılan bir çok tramva ve deneyimler ki, bence bunun diğer bir adı da ‘tecrübe’, kendimizi koruma iç güdüsü ile birleşip, aynı şeyleri tekrar yaşamamalıyım korkusu ile kolkola girip duygularımızı buz haline getiriyor. Korkularımız, kaygılarımız arttıkça soğukluk, katılık ve hissizlik kaplıyor her yanımızı.

İkinci şanslara kapatıyoruz kendimizi. Yaşamı durduruyoruz. Bakışlarımız donuklaşıyor, acıdan kaçarken yaşamdan kaçtığımızı fark edemeden yola devam etmeye çalışıyoruz. Hızlı giden bir tren hayal edin, trenin içinde camın kenarında oturduğunuzu düşünün, bir süre sonra tren iyice hızlanınca ağaçları bile göremez olursunuz, o kadar hızlısınızdır ki birer silüet olarak akarlar yanınızdan.

Bazen bildiğin her şeyi unutmak lazım ve farklı cevaplar almak için hayata farklı sorular sormak lazım, ne dersiniz?

En son İçerik

Sabır ve sükunet

‘Sabır nedir? ‘diye sorarsanız ben ‘Güç’tür derim.. sabretmek güçlü bir karakter gerektirir. Özellikle de sükunetle…

AB, Kovid-19’a karşı aşılamada hedefine ulaştığını duyurdu

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Temmuz'da yetişkin nüfusun yüzde 70’inin en…

Petrol dünkü düşüş sonrası yükselişe geçti

Dün virüs endişeleriyle gerileyen petrol fiyatları bugün yükselişte. Covid-19 vakalarındaki artışa rağmen küresel petrol talebinin…

Dolar/TL sınırlı yükselişte

Dün günü 8,55’te tamamlayan dolar/TL bu sabah sınırlı yükselişte. Dün 8,5449 - 8,6275 arasında işlem…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Yeşil Mutabakat Eylem Planı” genelgesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan "Yeşil Mutabakat Eylem Planı"na ilişkin genelge yayımlayarak,…

Koronavirüs pandemisi ne zaman bitecek? İngiliz bilim insanı tarih verdi!

2020'nin sün günlerinde hayatımıza giren koronavirüs ile ilgili sevindiren haber İngiltere'den geldi. İngiltere'deki  tecrit politikasının…