Makaleler

Fransa seçim sisteminin düşündürdükleri*

Fransa’da bölgesel seçimler iki tur halinde geçen ay yapıldı.  Bir hayli merkeziyetçi bir sistemle yönetilen ve bölgelerin yetkilerinin ulaştırma ve eğitimin bazı yönleri ile sınırlı olan ülkede bu seçimler heyecan uyandırmamış ve katılım oranı %30’larda kalmıştır.

Bu seçimlerin bizim için öğretici yönü, Provence-Alpes-Côte d’Azur (PACA) yani ülkenin Güney Doğu bölgesindeki gelişmeler olmuştur. Aşırı sağ aday Thierry Mariani yüzde 36,38 oyla birinci turun galibi olmasına rağmen, o turda orta sağın adayı olan ve sadece yüzde 31,91 oy alan Renaud Muselier, ikinci turda aşırı sağın yönetimi ele geçirmesini istemeyen bütün partilerin desteği ile oy oranını yüzde 57,30’a çıkararak galip gelmiştir.  Aşırı sağın adayı ikinci turda yüzde 42,70’da kalmıştır.

Bu neticeler son yirmi yılda aşırı sağın adaylarına karşı her düzeyde yürütülen “Cumhuriyetçi Cephe” politikasının ürünüdür.  Bu suretle Baba-Kız Le Pen’lerin liderliğini yaptığı ilk önce Front National (Milli Cephe), sonra da Rassemblement National (Milli Birlik) adlarını taşıyan parti Cumhurbaşkanlığı, Milli Meclis ve bölge seçimlerinin hiç birinde başarı elde etmemiştir.  İki turlu yapılan bu seçimlerde karşı cephe ortak yönleri sınırlı olan sağcı ve solculardan oluşmasına rağmen aşırı sağın yolunu gayet başarılı bir şekilde kesebilmiştir.

Bilindiği üzere Fransa Beşinci Cumhuriyetini yaşamaktadır.  Fransa’da her anayasa değişikliği yeni bir Cumhuriyet rejiminin kurulmasına yol açtığı için Cumhuriyetler numaralanmaktadır.  Bizde de aynı sistem olsaydı, Birinci Cumhuriyet (1924-61), İkinci Cumhuriyet (1961-82), Üçüncü Cumhuriyet de 1982’den beri devam eden rejim olurdu.

Fransa’daki ilk iki Cumhuriyet 1792-1804 ve 1848-1851 yıllarında amca yeğen Napolyon Bonaparte’ların yönetimi ele geçirip kendilerini bir süre sonra imparator ilan etmeleriyle bitmiştir. Her ikisinin rejimleri askeri maceraların kötü bitmesiyle sona ermiştir.

Üçüncü Cumhuriyet 1870 yılında kurulduğunda, Fransızlar bir kişinin Bonaparte’lar gibi yönetimi ele geçirip tek adam rejimi kurmasını engellemek istedikleri için Devlet Başkanı makamını zayıf tutmuşlar, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından değil, Parlamento tarafından seçilmesini öngörmüşlerdir. Bu rejim Fransa’nın Almanya tarafından 1940’da yenilip, Cumhuriyetin ilga edilerek Birinci Dünya Savaşı’nın kahramanlarından Mareşal Pétain başkanlığında bir işbirlikçi diktatörlük rejiminin kurulmasıyla sona ermiştir. Kahramanlıktan düşmanla iş birliğine geçişin çok kolay olduğunun güzel bir örneğidir Pétain.  Savaş bittikten sonra ömrünün son yıllarını 95 yaşında vefat edinceye kadar hapiste geçirmiştir.

Dördüncü Cumhuriyet 1946 yılında kurulduğunda yine zayıf devlet başkanı güçlü parlamento modeli seçilmiştir.  İkinci Dünya Savaşı’nın tartışmasız lideri General De Gaulle parti kurmuş, partisi nispeten başarılı olmuş ancak tek başına iktidar olamayacağını görünce siyasetten elini çekmiştir.

1958’de o zaman Fransız toprağı olan Cezayir’in bağımsızlık mücadelesi Fransa’yı askeri darbelerin ve iç savaşın eşiğine getirdiğinde Fransa siyasi sınıfı kurtarıcı olarak De Gaulle’a dönmüş ve iktidarı ona teslim etmiştir.  Ancak temsili Cumhurbaşkanlığı ve “partiler cumhuriyeti” olarak adlandırdığı parlamenter rejim De Gaulle’u tatmin etmediği için Beşinci Cumhuriyet yarı başkanlık rejimi olarak kurulmuştur.  1965’ten itibaren de Cumhurbaşkanı doğrudan halk tarafından seçilmektedir.

O tarihten itibaren yapılan hiçbir Cumhurbaşkanlığı seçiminde kimse birinci turda seçilememiştir.  Milli kahraman De Gaulle 1965 seçimlerinde birinci turda seçileceğinden çok emin olduğu için fazla aktif bir kampanya yürütmemiş ve belki bu nedenle birinci turda yeterli oy alamayıp ikinci tura kalmıştır.  O tarihten sonra yapılan tüm seçimlerde aynı yapı devam etmiş, kah sağdan, kah soldan siyasetçiler ikinci turda Cumhurbaşkanı seçilmişlerdir.  Başlangıçta görev süresi 7 yıl iken, bu beş yıla indirilmiştir. İki defa yedi yıl seçilebilen tek Başkan 1981-1995 yılları arasında ülkeyi yöneten François Mitterrand olmuştur. Ondan sonra gelen Jacques Chirac bir tur yedi yıl, bir tur da beş yıl olmak üzere 1995-2007 arası ülkeyi 12 yıl yönetmiştir. Sonra gelen Sarkozy ile Hollande sadece birer defa seçilebilmişler, hatta Hollande yenileceğini bildiği için ikinci defa aday bile olmamıştır.

Yukarıda bahsettiğim Le Pen fenomeni ortaya çıktığından bu yana birkaç defa ikinci tura kalmalarına rağmen “Cumhuriyetçi Cephe” Le Pen’lerin seçilmesini engellemiştir.  İkinci turda Le Pen’lerin karşısında seçilmesi en kuvvetle muhtemel olan aday etrafında orta sağ ve orta sol birleşip Fransa’nın başına aşırı sağcı bir liderin geçmesini engellemişlerdir.

Özetle, sistem birinci turda çok miktarda adayın ortaya çıkması ve ikinci tura kalan aşırı sağcı olmayan aday etrafında birleşilmesi şeklinde yürümektedir.

Bunların neden anlattım?  Ülkemiz için çıkaracak dersler verdiği için.

Cumhuriyet kurulduğunda Cumhurbaşkanları TBMM tarafından seçiliyorlardı ama tek parti döneminde Cumhurbaşkanı tüm ülkeyi kontrol ettiği gibi TBMM’ye de hakim olduğu için bunun önemi yoktu.  Hatta İnönü’nün Hitler, Franco  ve Mussolini’den esinlenerek kendini “Milli Şef” dahi ilan ettiği hatırlanacaktır.  1961 Anayasası Cumhurbaşkanını temsili bir role indirgemiştir.  Zaten o dönem Cumhurbaşkanları siyasetin dışından, askerlik hayatından gelmişlerdir. 

1982 Anayasası’nda Cumhurbaşkanının yetkileri arttırılmış ama yine de Anayasayı yapan askerler kendilerinden birinin hep Cumhurbaşkanı olmaya devam edeceğini ve halkın karşısına oy toplamak için çıkmasının yakışık olmayacağını düşünerek, Cumhurbaşkanının TBMM tarafından seçilmesi uygulamasını devam ettirmiştir.  Beklenenin aksine Kenan Evren’den sonra Cumhurbaşkanlığı makamı sivillerin, hatta ilk başta arka arkaya iki parti liderinin eline geçmiştir.  2000 yılında koalisyonların eseri olarak siyasetin tamamen dışından gelen, halkın tanımadığı Ahmet Necdet Sezer’in o göreve gelmesi bu kadar güce sahip bir Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi gerektiği tartışmasını başlatmış ve 2007 referandumuyla bundan böyle Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kararlaştırılmıştır.

2015 anayasa değişiklikleri ile ülke tek adam rejimine geçmiştir.  Cumhurbaşkanı seçimi ülkenin en önemli seçimi haline gelmiştir. 

Ancak Türkiye bu yeni sisteme henüz alışık olmadığı için Fransızların 56 yıldır yaşadıkları tecrübenin incelenmesi ve ondan bazı sonuçlar çıkartılması faydalı olacaktır.

Özellikle, 2014 ve 2018 seçimlerinde uygulanan çatı aday sisteminin halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı seçiminde beklenen neticeyi vermediği ve vermeyeceği anlaşılmalıdır.  Çatı aday geniş parti kitleleri tarafından seçilmiş olsa belki kucaklayıcı bir rol oynayabilir.  Ancak bu yapılmadan, hatta 2014 seçimlerindeki gibi halkın tanımadığı bir adayın muhalefet parti liderleri tarafından parti üyelerine danışılmadan belirlenmesi netice vermemiş ve seçmenin motive olmasını engellemiştir.  2018 seçimlerinde ise muhalefet adayı partisinin sadece yarım ağız desteğine sadır olduğu görülmüş ve yine arzu edilen netice elde edilememiştir.  Şimdiki tartışmalara bakılırsa en geç 2023 yılında yapılacak seçimlerde yine çatı aday formülüne başvurma hazırlıkları yapıldığı görülmektedir.

Oysa, Fransa’daki örneğe bakıp, birinci turda mümkün olduğu kadar çok adayın seçime girmesi sağlanırsa, tek bir adayın yüzde 50+1 oy alması güçleşecek ve işin ikinci tura kalması kolaylaşacaktır.  Bir adayın yolunu kesmek isteyen partilerin Fransa’da “Cumhuriyetçi Cephenin” yaptığı gibi birinci tura her biri seçmenin ilgisine mazhar olan aday göstermeli, ancak ikinci tura kalacak adayı bütün güçleriyle destekleyeceklerini peşinen açıklamalı.  Bunu yaparlarsa Fransa’daki sonucun benzeri sağlanabilir.  Yapmazlarsa 2014 ve 2018 seçimlerinde gördüğümüz manzaranın bir benzeriyle karşılaşmamız ve yine hüsrana uğranması muhtemeldir.   

*Bu yazıyı yazma fikrini bana verdiği için değerli dostum Aydın Selcen’e teşekkür ederim.           

En son İçerik

Yoksulluk sınırı 1837 TL arttı

Açıklanan Kamu-Ar verilerine göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı eylülde 39 lira artarak 3…

Merkez Bankası faiz indirdi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 18 seviyesine çekti.…

Bill Gates temiz enerji için 1 milyar dolar topladı

Bill Gates tarafından 2016’da kurulan Breakthrough Enerji, Microsoft, BlackRock, Bank of America ve ArcelorMittal’ın da…

ISK-Sodex 2021’de tasarruf, çevre duyarlılığı ve enerji verimliliği öne çıkacak

İklimlendirme sektörünün yenilikçi ve öncü markası Erensan bu yıl 11’incisi düzenlenecek olan sektörün en büyük…

Airbus, uçan taksi CityAirbusı tanıttı

Dünyanın en büyük havacılık şirketlerinden biri olan Airbus, Kentsel Hava Taşımacılığı (Urban Air Mobility-UAM) pazarına…

Frida Kahlo’nun otoportresinin satışında beklenti 30 milyon doların üzerinde

Frida Kahlo'nun otoportresinin, bu yıl New York'ta müzayedeye çıktığında rekor kırması bekleniyor. İngiltere merkezli Sotheby's…