Marmara’daki kirliliği görünce yıllar öncesine gittim. Çocukluğum anneme, babama denize gitmek için yalvarmakla geçerdi. Ya Silivri sahillerine, ya Bayramoğlu’na, bazen Büyük Ada’ya götürürler, deniz hasretimi giderirdim. Çok değil, daha geçen yıl 42 yıl önce rahmetli babamın emekli ikramiyesi ile aldığı Gümüşyaka’daki yazlığımızın önünden kendimi defalarca Marmara’nın serin sularına bıraktım.

Peki ya bu yıl? Korkarım Marmara’da denize girmek, Marmara’dan çıkan lezzetli balıkları yemek uzun süre hayal olacak.

Peki gelinen bu nokta sürpriz mi? Konunun uzmanlarının anlattıklarına bakılırsa hayır. Adeta Marmara denizini bir fosseptik çukuru gibi kullanan bütün Marmara kıyıdaşları kullanımlarında istiap haddini aştı. Ağzına kadar dolu bardağa konan son damla nasıl bardağı taşırırsa, aşırı kirlilikte gelinen son nokta, küresel ısınmayla birleşince bizi müsülaj, Türkçe ifadesiyle “deniz salyası” gerçeği ile tanıştırdı.

Yine çocukluğuma döndüm bir an. Tatillerde İstanbul’dan Annemin doğum yeri Lüleburgaz’a giderken en sevdiğim güzergahın Çorlu-Lüleburgaz arası olduğunu hatırladım. Verimli tarlaları ile bir doğa ve tarımsal üretim cenneti olan o güzergahı… Verimli tarımsal arazinin nasıl ihracata yönelik sanayiin merkezi haline dönüştüğünü yıllar içinde efkarlanarak gözlemledim. Ergene’den Marmara’ya akan kara renkli atık suları gördükçe içim cız etti. Sadece bu bölge mi? İhracat kapısına yakınlığından Türkiye’nin sanayi üretiminin yüzde 60’ından fazlasını Marmara bölgesinde gerçekleştiğine yıllar içinde tanıklık etmedik mi?

Yine geçtiğimiz yıllarda çevre meselesini konuşurken AB’nin çevre dampingi adını vermek istediği, kirleten öder prensibini, “bu adamlar ticarette yeni korumacılığın peşindeler” diyerek eleştiren sanayicilerimizi hatırlıyorum. Hemen müjdeyi vereyim, geçtiğimiz ay yapılan AB liderler zirvesinde karbon salınımına karşı bir önlem olarak, çevreyi kirletenlere adeta bir gümrük vergisi gibi karbon vergisi uygulanması kararı alındı. Yani AB’ye ihracat yapıyorsanız derhal rekabetçi düşünme mantığından çevreci düşünme mantığına geçmeniz gerekiyor.

Tekrar dönelim müsilaj sorununa.

Marmara’yı kirleten sadece Marmara’ya atığını veren sanayi mi? Hiç kuşkusuz işin uluslararası kirleten boyutuna gidip Tuna nehri üstünden Karadeniz’e, İstanbul Boğazından geçip Marmara’ya kadar uzanan suyolu kirleten trafiğini de mercek altına almamız gerekiyor. Ama bu konuda sesimizi yükseltebilmek için önceliğimizi kendi kirletenlerimize vermemiz gerekiyor kuşkusuz.

Türkiye’de Devlet Planlama Teşkilatı kurulurken, ilk plancılardan olan ve benim de İktisadi Kalkınma Vakfı’nda birlikte çalışmış olmaktan onur duyduğum rahmetli Haluk Ceyhan, “büyük şehir görelim, adamlar ne yapmış anlayalım diye bizi Roma’ya götürdüler. O zaman Roma’nın nüfusu 1 milyondu. Milyonluk şehir göreceğimiz için çok heyecanlanmıştık. Dönüşte ilk planı yaparken İstanbul için 10 yıl sonrasında 2 milyonluk nüfus öngörüsü yapmış, büyük abilerimizden çok uçtuğumuz için azar işitmiştik!”

Plansız kalkınmanın sonucunda İstanbul ve Marmara bölgesi sürekli göç alan şehir/bölge haline geldi. Bugün için resmi rakamlara göre 16 milyon civarı, geleni, gideni, nüfus sayımlarında siyasi nedenlerle kendi yörelerinde kendini saydıranları, vs. hesaba katarsak 20 milyonu barındıran bir şehir oldu İstanbul.

Bu kadar insanın yarattığı kirlilik, denize doğrudan verilen foseptik…

İstanbul başta olmak üzere Marmara bölgesinin nüfusunu azaltmalı, geriye göçü teşvik etmeliyiz. Müsülaj başta olmak üzere diğer çevre felaketleri ile baş etmenin başka yolu yok.

Yol demişken; “acaba Marmara bölgesine bunca sanayi/insan yığılmasının en önemli nedenlerinden bir tanesinin, yeterince karayolu ve demiryolunun zamanında yapılmamış olması değil mi?” sorusu kaçınılmaz olarak aklıma takılıyor.

Bugün geldiğimiz noktada rekabetin üç önemli unsuru olarak kalite, maliyet ve pazara ulaşımdaki sürat karşımıza çıkıyor. Hele talebin giderek şımarık hale geldiği günümüzde hız diğer iki kalemin de önüne geçmiş vaziyette. İstediğiniz kadar üretim maliyetini aşağıya çekerek hitap ettiğiniz segmente göre en optimal kalitede ürünü üretin, talep noktasına en hızlı şekilde ulaşamadığınız sürece işinizde başarılı olamazsınız.

Başta İstanbul olmak üzere Marmara bölgesindeki bunca yoğunlaşmanın arka planında hiç kuşkusuz Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’sinden fazlasının gerçekleştiği AB pazarına yakınlık geliyor. En ucuza, en hızlı AB pazarına gidiş Marmara bölgesi ise kirleten bütün sanayi üretimi bu bölgede, istemeseler de kirliliğe yol açan bütün insanlar bu bölgede ve nihayet çarpık yapılaşma da bu bölgede. Deprem riski ve olası sonuçlarını düşünmek dahi istemiyorum.

Pazarlara erişmede doğru dürüst yolları zamanında yapmış olsaydık, Marmara bölgesi dışındaki üretim tesislerini daha fazla sübvanse etseydik, üreticinin tercihi farklı olmaz mıydı?

Evet şimdi bir yol yapma seferberliği var. Art arda açılan tüneller, yapılan büyük köprüler, Şangay ile Londra’yı birbirine bağlayan demiryolları her türlü siyasi eleştiri bir yana bırakılırsa aslında bizleri daha dengeli bir üretime ve kalkınmaya taşıyacak “gecikmiş” alt yapı unsurları değil mi?

Karayolu üstündeki faaliyetlerin artması nedeniyle çevreye verilen karbon emisyonu eleştirisine gelince…

Sevgili dostlar bu alanda en fazla kirliliği uçaklar yaratıyor. Bu anlamda AB içindeki kısa uçuşların yakında yasaklanacak olması bilgisini de bu vesileyle bildirmek istedim. Ayrıca yakın bir gelecekte uçak biletlerinin çok pahalı hale geleceğini de bilginize sunarım.

Daha temiz, müsilajsız günlerde buluşmak umuduyla…

En son İçerik

Ünlü fon yöneticisinden altın tahmini

Altında geçen yılki rekor yükselişi tahmin eden fon yöneticisi, değerli metalde yeni zirveler görülebileceğini söyledi.…

Orman yangınları Antalya’da tarımı vurdu

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Antalya’da çıkan orman yangınlarında ilk tespitlere göre, yaklaşık 720…

Dolar/TL’de ‘risk iştahı’ etkisi sürüyor

Küresel piyasalarda artan risk iştahı ve gelişen ülke para birimlerine artan taleple beraber Türk lirası…

3. köprünün Çinlilere satış görüşmesi durdu

Bloomberg HT'nin haberine göre İstanbul Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün 2027 yılına kadar işletme hakkını elinde…

ABD’de altyapı paketinde kritik viraj alındı

ABD'de 550 milyar dolarlık altyapı paketinde taslak metin tamamlandı. Böylelikle paketin yasalaşması için bir adım…

Aygaz, Aykargo’da halka arzı gündeme aldı

Aygaz, bağlı ortaklığı Aykargo'nun danışmanlık şirketi McKinsey ile başarı primine dayalı bir uzun vadeli danışmanlık…