Joe Biden’ın dış politikası

ABD dış politikası son dönemlere kadar istikrarlı bir seyir izlerdi. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Cumhuriyetçi olsunlar, Demokrat olsunlar bazı ufak tefek ayrıntılar dışında Başkanlar ülkenin geleneksel dış politikasını devam ettirirlerdi. Mesela, bu politikanın ana eksenlerinden biri güçlü bir Avrupa ile işbirliği ve NATO ittifakına dayanan ve Avrupa kıtasının SSCB ve halefi Rusya’dan gelen tehdide karşı kuvvetlendirilmesiydi.   Avrupa’ya yönelecek bir saldırının anında karşılık göreceği konusunda en ufak bir tereddüdün doğmasını engellemek önemli bir öncelikti. NATO ittifakı kurulduğundan Trump’ın seçimine kadar bu ve bir çok diğer konularda devamlılık esas olmuştur. Bir yönetimin üstlendiği yükümlülüklerin halefi tarafından reddedileceği gibi bir endişe hiç bir zaman olmamıştı.

Bu yazının kapsamı ABD dış politikasının bütün veçhelerini incelemeye müsait değildir.  Ancak, Trump geldikten sonra sadece Avrupa politikasını değil, ABD geleneksel Orta Doğu, İran, hatta Kuzey Kore politikasını ters yüz etmiş, iklim değişikliği vs gibi bir çok alanda seleflerinin çizgisinden ayrılmıştır.  Genelde ilişkileri ülkeden ülkeye değil, şahıstan şahısa yürütme tercihini gizlememiş, her sorunun kişisel temaslarla çözümleyebileceğine samimi olarak inanmıştır. Bu inancın en çarpıcı örneği tüm seleflerinin aksine Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un ile birkaç defa görüşmeyi kabul etmesinde görülebilir.  Hatta Kuzey Kore’ye ayak basan ilk ve muhtemelen son başkan olmuştur.  Ancak dokunduğu her konu, aldığı her inisyatif bir felaketle sonuçlanmıştır.  Trump’un bir özelliği de geleneksel Batılı siyasetçilerden farklı olarak insan hakları, demokrasi, hukuk gibi değerleri önemsemeyip, bunlara saygısı olmayan güçlü liderlere hayranlık duyduğunu gizlememesi olmuştur.

Biden ise daha klasik bir çizgiye dönme iradesini kısa zamanda göstermiştir. Trump’ın dağıttığı ortamı tekrar toplamayı hedef almıştır.  Ancak sistemin bir defa Trump tarafından darmadağınık edildiğinin herkes tarafından görülmesinden sonra, Biden sonrasında Trump’ın veya ona benzeyen birisinin gelmeyeceğini ve Biden’ın 4 yıl içinde yapabileceklerini yine ters yüz etmeyeceğinin garantisi olmaması, Biden’ın hareket marjını oldukça kısıtlamaktadır.  Örneğin, Trump’ın yırtıp attığı İran ile varılan nükleer programı sınırlandırma anlaşmasını yeniden canlandırma gayretleri İran tarafında beklenebilecek heyecanı yaratmamıştır. Her ne kadar yeni bir anlaşmanın yapılması İran ekonomisini çökme noktasına getiren yaptırımları kaldırma perspektifini beraberinde getirecek olursa da, İran yeniden aynı durumla karşılaşmak ve Biden ile varacağı yeni bir mutabakatın halefi tarafından bozulabileceği endişesini haklı olarak taşımaktadır.

Aslında bu endişe ABD’nin bütün ortakları tarafından paylaşılmaktadır. Biden geleneksel NATO çizgisine döndü, ancak Avrupalılar ne ölçüde güvenliklerini eskisi gibi ittifaka dayandırabilirler? Biden geleneksel Kuzey Kore politikasına döndü ama Japonya ve Güney Kore başka bir ABD başkanının Trump’ın yaptığı gibi arkalarından hareket ederek Kuzey Kore lideri ile anlamsız bir diyalog girişimine girmeyeceğine nasıl inanabilirler?

Yine de Biden ABD’nin geleneksel dış politikasına dönerken bazı neticeler alacağını umuyor olmalıdır. Örneğin, Trump Orta Doğu’da ona kadarki tüm ABD Başkanlarının İsrail yanlısı politikasına yeni boyutlar kazandırmış, Netanyahu’yu Kudüs’ü İsrail başkenti ilan etmeye teşvik etmiş, ABD Büyükelçiliğini oraya taşımış, Doğu Kudüs’te Filistin nezdinde fiili temsilcilik olan Başkonsolosluğu kapatmış ve Netanyahu’nun yerleşim politikasını sonuna kadar desteklemiştir. Biden daha dengeli bir siyasete dönmüş, Başkonsolosluğu yeniden açma kararını açıklamış, Trump’un terk ettiği iki devlet söylemini yeniden dillendirmeye başlamıştır. Önümüzdeki dönemde Netanyahu’nun görevden ayrılması halinde Biden’ın yeniden çözüm arayışlarına gireceği tahmin edilebilir.

Biden Trump’ın Rusya politikasını da değiştirmiştir. Selefinin Putin’e karşı duyduğu ve gizlemediği hayranlık yerini Rusya’yı hasım olarak görme politikası almıştır. ABD artık gerek Rusya, gerekse Belarus’ta meydana gelen vahim insan hakları ihlallerine karşı suskunluğunu yeni yönetimle bozmuş ve etkinlikleri tartışmalı olsa da yaptırım uygulamaya hız vermiştir.

Biden’ın selefinin politikasını değiştirmediği ender alanlardan biri Çin ile ilişkiler olmuştur. Biden da Trump gibi Çin’i hem ekonomik, hem askeri bir tehdit olarak görmektedir.  Bunda Çin’in hem Uygurlar, hem Hong Kong halkı üzerine uyguladığı baskı politikasının yarattığı infial, hem de ABD’nin bölgedeki en eski müttefiklerinden olan Tayvan’ı zorla da olsa ilhak etme iddiasının yarattığı rahatsızlığın rolü büyüktür. Bu rahatsızlığı ve Çin’in bölge denizlerinde artan yayılmacı siyasetine karşı tepkiyi başka Avrupa ülkeleri de paylaşmaktadır. Örneğin Birleşik Krallık yeni uçak gemisinin ilk uzak mesafe seferi için Çin denizini seçmiştir.  Sadece İngiltere değil, Fransa, Hollanda ve Almanya gibi batı ülkeleri Çin denizindeki mevcudiyetlerini güçlendirmişlerdir. Her ne kadar gemilerini o bölgeye gönderirken Çin’e dostluk mesajları vermeyi ihmal etmemişlerse de uzak bölgelerden gelen bu savaş gemilerinin kısa aralıklarla kendi alanları olarak gördükleri denizlere gelmesinin anlamı şüphesiz Çin makamlarının gözünden kaçmamıştır.

Çin’in ekonomik performansı da genelde batıyı, özellikle de ABD’yi rahatsız eder olmuştur. Sorun ülkenin hızla kalkınması ve bazı hesaplara göre dünyanın en büyük ekonomisi olmayı başarmasında değildir.  Çin hem iç politikası, hem de dış politikası açısından evrensel hukuk normlarının gittikçe dışına çıkmaktadır. Ekonomik bakımdan çok başarılı olan şirketleri hızla devlet güdümü altına girmekte ve uluslararası rekabeti bozucu rol oynamakta, ayrıca da bilgi teknolojisinde dünyanın en ileri gelen şirketleri arasında yer alan Çin şirketi Huawei’nin devletin istihbarat örgütleri tarafından kullanılmakta olduğu endişesi sadece ABD tarafından değil, çoğu batı ülkeleri tarafından paylaşılmakta ve buna karşı önlem aranmaktadır.

Biden’ın bir çok alanda gerçekleştirdiği u dönüşlerinin ülkemiz ile ilişkilerde de kendisini gösterdiği bir vakıadır. Eskiden Trump’ın kendi tercihinin de o yönde olmasının etkisiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan onunla sık sık telefonda görüşür ve iki ülke arasında sayıları son yıllarda çığ gibi artan sorunları kişisel diyalogla çözebileceğine inanırdı. Trump’ın sık sık şahit olduğumuz ve yazıya dahi döktüğü tehditkar üslubu ve istikrarsızlığı bu inancı etkilememişti. ABD’nin her şeye rağmen tek adam rejimi olmadığı, başkanın yetkilerini sınırlayan kanun ve kurumların mevcut olduğu gerçeği göz ardı edilmişti.  Gerçi bu sıcak diyaloğun fiiliyatta netice vermediği ortaya çıkmış, Trump’ın iradesi ne olursa olsun istediğini yapamadığı gerçeği de zamanla kendini göstermiştir.

Biden’ın dış politikayı kişisel ilişkilerle değil, kurumlar vasıtasıyla yürütme tercihi kendini Türkiye ile ilişkilerinde de göstermiştir. İktidara geldiği Ocak ayından bu yana Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sadece bir defa telefonda görüşmüş, ilk yüz yüze görüşmesini de 14 Haziran tarihinde NATO zirvesi münasebetiyle Brüksel’de yapacaktır. Ancak, Biden’ın başkan olarak yapacağı bu ilk Avrupa ziyaretinde arka arkaya G7, NATO, AB-ABD zirveleri ve Putin ile görüşme gerçekleşeceği için Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yapılacak görüşmenin pek de uzun olmayacağını tahmin etmek mümkündür.  Bundan sonra kişisel temaslardan ziyade kurumsal ilişkilere öncelik verileceği, son günlerde ülkemize ABD tarafından yapılan resmi ziyaretlerden de görülmüştür.   

Biden’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiyesine selefinden daha az hoşgörülü olduğu son zamanlarda yapılan açıklamalarda kendini göstermektedir. 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlayan açıklama bunlardan biridir.  Belki de en ağırı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hamas-İsrail çatışması sırasında kullandığı dili Musevi düşmanı olarak tanımlaması gelmektedir.  Antisemitizm batıda ve özellikle ABD’de çok ciddi bir suçlamadır.   ABD’nin bu suçlamayı müttefik olduğu farz edilen bir ülkenin liderine yöneltmiş olması o ülkenin artık büyük ölçüde dışlandığının göstergesidir.  Türkiye’nin ABD’deki algısına verdiği zarar ise ölçülemeyecek kadar büyüktür.  Türkiye’yi ziyaret eden Dışişleri Bakan Yardımcısının resmi temasları yanında insan hakları ile STK ile kamuoyu gözü önünde temaslar yapması ve onlara destek mesajları vermesi de Trump döneminde pek görülmeyen anlamlı bir jesttir.  Biden’ın başkan yardımcısı iken ülkemize yaptığı bir ziyaret sırasında gazeteci Can Dündar’ın eşi ve oğlunu kabul ederek onlara destek verdiği de hatırlanmalıdır. Erdoğan ile görüşmede insan hakları, hukuk ve demokrasi konularının gündeme gelmesi kuvvetle muhtemeldir.

ABD ile ülkemiz arasındaki ilişkilerde karşılaştığımız sorunların kataloğunu ve tahlilini yapmaya çalışmayacağım.  Kamuoyu bunların farkındadır. Ancak Biden döneminde Türkiye lehine çözüm olabileceğini sanmıyorum.  Çözüm veya en azından ilerleme ancak S-400, Halkbank, Doğu Akdeniz, PYD vs gibi konularda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şimdiye kadar göstermediği bir esneklikle mümkün olabilir. Biden’ın soykırım açıklamasına tepki gösterilmemiş olması köprüleri atmama iradesinin göstergesidir şüphesiz. Somut sorunların çözümünde bu iradenin gösterilip gösterilmeyeceğinin ipucunu  14 Haziran görüşmesinde belki görürüz. Daha fazlası bir mucize olur. 

Ancak, Erdoğan’ın Rusya ile hiçbir alanda çıkarlarımızın örtüşmediği bilinciyle yüzünü tekrar batıya çevirmiş olması olumlu bir gelişmedir. Bununla birlikte ülkemizin batı dünyası içinde hak ettiği yeri alması tarihinde ilk defa gerçek bir demokratik, laik, hukuka dayalı yönetime kavuşması ile mümkün olabilir.  Bunun ise kısa zamanda gerçekleşmeyeceği açıktır.  Yine de dış baskıyla dahi olsa bu yönde atılacak en ufak adımların bile milletimizin yararına olacağına bence şüphe yoktur.           

En son İçerik

Galatasaray’ın yeni başkanı Burak Elmas oldu

Geçtiğimiz günlerde projelerinden ilk kez Finans ve Ticaret'e bahseden Burak Elmas, Galatasaray'ın 38. başkanı oldu.…

“Türkiye, dünyada en çok mülteci barındıran ülke konumunda”

Avrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonunca "20 Haziran Dünya Mülteci Günü" etkinliğinde konuşan Milli Eğitim Bakanlığı…

İbrahim Reisi İran’ın 8. Cumhurbaşkanı seçildi

İran'da 18 Haziran tarihinde yapılan 13. Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin ilk resmi sonuçlarına göre muhafazakar aday İbrahim…

TAV’dan Kuzey Makedonya’ya yatırım kararı

TAV, Kamuyu Aydınlatma Platformu'na yaptığı açıklamada Kuzey Makedonya’da 49,7 milyon euro yatırım yapılacağını açıkladı. TAV…

Kurulan şirket sayısı geriledi

Kurulan şirket sayısı, mayısta bir önceki aya göre yüzde 47,7 azalarak 4 bin 480, kapanan…

Günlük aşılama 1,5 milyonu aştı

Türkiye'de günlük aşılamada 17 Haziran itibariyle yeni rekor kaydedildi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın verdiği verilere…