AB başkanlarının Ankara ziyareti

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ocak ayı için açıkladığı ancak karşı tarafın isteksizliği nedeniyle bir türlü gerçekleşemeyen AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ankara ziyareti nihayet 6 Nisan günü yapıldı.  Ziyaretin medyada en fazla ilgi uyandıran yönü maalesef yapılan vahim protokol hatasıydı.

AB Konseyi Başkanı adı üstünde Devlet ve Hükümet Başkanı düzeyinde yapılan Konsey toplantılarına başkanlık eder, aralarında uzlaşma sağlanmasına yardımcı olur, ama onun ötesinde icra  yetkisi yoktur.  İcra yetkisi AB’yi kuran antlaşmalara göre büyük ölçüde Komisyon Başkanındadır.  Dolayısıyla Komisyon Başkanı Konsey Başkanının emrinde bir görevli değildir.  Nitekim 2015 yılında Türkiye’nin G20 dönem başkanlığı sırasında o zamanki Konsey ve Komisyon Başkanları Antalya’daki zirve münasebetiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüştüklerinde, her ikisine eşit muamele yapılmıştır.  Ankara’da yapılan görüşmede ise, Komisyon Başkanı, karşıtı olmayan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun karşısına, sanki Michel’den daha alt bir düzeyde imiş gibi oturtuldu.

Ülkemiz gibi protokol konularında son derece hassas, en ufak bir aksamanın altında kasıt arayan bir yerde bu vahim hatanın kasıtlı yapıldığına inanmak istemiyorum.  Muhtemelen Saray erkanının bilgisizliği ile Brüksel’den gelen heyet içinde sürtüşmeler bir araya geldiğinde ortaya çıkmıştır.  Tabii orada hazır bulunan Dışişleri Bakanının en azından kameralar odadan ayrıldıktan sonra durumu düzelttirmesi beklenirdi.  Bunu yapamamış olması artık Bakanların bugünkü yönetimimizde hiç önemleri kalmadığını, ufak meselelerde dahi söz geçirmelerinin mümkün olmadığını veya buna teşebbüs etmeye cesaret edemediklerini gösterir.  Bu olayda en üzücü bulduğum nokta da budur.  Bir kadın olan Komisyon Başkanına yapılan istiskal, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının ardından gelince, olay dış basında büyük ölçüde ülkemize fatura edilmiş, İtalya Başbakanı ile “diktatör” konulu hiç gereksiz bir polemiğe yol açılmıştır. 

Gelelim toplantının esasına.  Alışılmışın aksine, ortak basın toplantısı düzenlenmemiş  olması, dış basına bakılırsa,  AB tarafının Türk tarafına güvensizliğinden kaynaklanmıştır.  Ortak basın toplantısının kontrolden çıkabileceğinden  endişe ettikleri anlaşılmaktadır.  Bunun yerine her ki taraf da açıklamalarını ayrı ayrı yapmışlardır.

Esasen, bu toplantı müzakere amaçlı değildi.  AB Konseyi 25 Mart tarihli toplantısında Komisyonun ve Dış İlişkiler Servisinin hazırladığı Türkiye yol haritasını kabul etmiş ve Türkiye’den beklentilerini madde madde sıralamıştır.  AB üyeleri, ilişkilerde yeni bir başlangıç isteyen tarafın Türkiye olduğu noktasından hareketle yol haritasında ilerlenebilmesi için Türkiye’nin neler yapması gerektiğini söylemişti.  Doğal olarak, Başkanların Ankara’ya geliş amaçları bu taleplere Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nasıl bir tepki verdiğini öğrenmek olmuştur. Ancak her ikisinin de Devlet ve Hükümet Başkanları tarafından onaylanmış yol haritasını müzakere etmek ve değiştirmek yetkileri yoktur.  Üç saate yakın sürdüğü anlaşılan görüşme sırasında -tercüme ile yapıldığından bu fiilen yarıya inmektedir- söylenenler hakkında basına duyurulanlara itibar edecek olursak, bir sağırlar diyalogu cereyan etmiştir.  Her iki taraf da karşı taraftan kendi beklentilerini hatırlatmış, ancak yeni bir başlangıca dayanak teşkil edecek bir cevap alamamıştır. 

Peki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’nin beklentilerini yerine getirmesi mümkün olabilir mi? Bunları şu şekilde özetleyebiliriz:

  1. Doğu Akdeniz’de “yasal olmayan” ve ara verilmiş sismik araştırma faaliyetlerine yeniden başlanmaması;
  2. Yeniden başlamış olan Türk-Yunan diyalogunun devamı;
  3. Birleşmiş Milletler gözetiminde yeniden başlayacak Kıbrıs görüşmelerinin mevcut parametreler altında yürütülmesi.

Burada dikkat çeken nokta, metinde Doğu Akdeniz’deki gerginliğin sorumluluğunun olduğu gibi Türkiye’nin üzerine yüklenmesidir. AB, Türk-Yunan sorunları ve Kıbrıs meselesinin çözümünde tarafsız değil, kendi üyesi olan Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yana olduğunu açıkça ifade etmekte, Türkiye’nin AB ve üye devletlerinin çıkarlarına aykırı bir şekilde yasal olmayan tek taraflı tahrik edici eylemlerde bulunması halinde elindeki imkanları kullanacağı tehdidinde bulunmaktadır.

Ankara ziyaretinden iki gün önce AB Konseyi Başkanı yeni yönetim ile görüşmek üzere Trablus’u ziyaret etmiştir. Bu ziyarette ülkedeki yabancı güçlerin geri çekilmesinin de gündeme geldiği anlaşılmaktadır.  Ayrıca Yunanistan Başbakanı Mitsotakis ile Dışişleri Bakanı Dendias’ın AB Başkanlarının Ankara ziyaretinin hemen ertesi günü Trablus’a giderek eski yönetiminin Türkiye ile yaptığı ve Yunanistan’ın hak iddialarını dikkate almayan deniz hududu anlaşmasını fesh etmesini istemesi de dikkat çekicidir.

AB Başkanlarının ayrıca Türkiye’deki insan hakları durumunu da Zirve Bildirisinden daha etraflı bir şekilde dile getirdikleri, İstanbul Sözleşmesine geri dönüş, başta Kavala ve Demirtaş kararları olmak üzere AİHM kararlarını yerine getirilmesini istedikleri anlaşılmaktadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu taleplere ne gibi cevaplar verdiği açıklanmadı.  Saray açıklamasında sadece görüşmelerin olumlu seyrettiği, İstanbul Sözleşmesinden geri çekilmenin kadın haklarının savunmasına duyarsızlık teşkil etmediği ifade edilmekle yetinilmiş, diğer taleplere varsa verilen cevaplar hakkında bilgi paylaşılmamıştır.

Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB ile yeni bir başlangıç için yapması gerekenler kendisi açısından kolay olmayacaktır.

  1. Doğu Akdeniz konusunu süresiz buzdolabına kaldırmak, araştırma gemilerinin tartışmalı sulara geri gitmesinden sürekli imtina etmek, yetmezse Türkiye’nin tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil bir grup ülke ile masaya oturmak ve Mavi Vatan hülyasından büyük ölçüde geri kalan bir çözümü kabullenmek;
  2. Aynı şekilde Yunanistan ile Ege sorunlarını neredeyse 50 yıldır bulundukları buzdolabında muhafaza etmek ve tek taraflı hak taleplerinde bulunmamak veya müzakere yoluyla çözülemediği 60 küsur tur görüşmeden sonra açıkça belli olan bu sorunları tahkime götürmek;
  3. Kıbrıs’ta iki egemen devlet söyleminden ve Maraş’ın iskanından vazgeçerek, alışılmış BM parametreleriyle Kıbrıs sorununa çözüm aramaya devam etmek;
  4. Libya’daki askerleri geri çekmek (paralı askerlerin şimdiden geri çekildiği anlaşılmaktadır) ve eski Trablus yönetimiyle yapılmış olan ancak hiçbir zaman Libya tarafından usulüne uygun bir şekilde onaylanmamış olan deniz hududu anlaşmasından belki de vazgeçmek;
  5. İçeride hukuka ve insan haklarına saygılı bir yönetim tarzı kurmak.

Bütün bunlara karşı, AB’nin teklif ettiği, katılma müzakerelerinin yeniden başlaması, vizelerin kalkması değil, sadece Gümrük Birliği modernizasyonu görüşmelerinin başlamasıdır.  Ancak onun da iki önemli şartı vardır.  Mevcut düzenlemenin Kıbrıs Cumhuriyetine uygulanması, yani Kıbrıs bandıralı gemilerin veya Kıbrıs limanlarına gitmiş üçüncü ülke bandıralı gemilerin Türk limanlarına girebilmesi ve son yıllarda sayıları gittikçe artan, ayrıntıları da Komisyon raporlarında verilen tarafımızdan yapılan Gümrük Birliği kurallarından sapmaların iptal edilmesidir.

Gümrük Birliğinin modernizasyonu için gerekli olan Kıbrıs’la ilgili şartlar, bundan 15 yıl önce AB’ye katılma müzakerelerinin sürdürülmesi için karşımıza çıkmıştı. O şartları yerine getirmediğimiz için müzakereler kesilmiştir.  Şimdi aynı şartlar, Gümrük Birliğinin derinleştirilmesi için karşımıza çıkmaktadır. O tarihte Türkiye için çok daha ufuk açıcı bir hedef uğruna yerine getirilemeyen şartlar acaba 15 yıl sonra daha sınırlı bir amaç uğruna yerine getirilebilecek midir?  AB’nin o tarihte de önümüze koyduğu ancak görmezden geldiğimiz bu şartlar yerine getirilseydi, Türkiye bugün şüphesiz AB üyesi olmayacak, ama katılma süreci aksamadan ilerleyecek, ülkemiz bugün çok farklı bir konumda olacak ve asgarisinden vize sorunundan kurtulmuş olacaktı.

Bununla birlikte, yukarıdaki şartlar yerine getirilecek olsa, AB ile yeni bir başlangıcın mümkün olabileceği, hatta zaman içinde  katılma müzakerelerine bırakıldıkları yerden yeniden başlanabileceği akla gelmektedir.  Zira, AB’nin talep ettiği değişiklikler Türkiye’nin son yıllarda takip ettiği ve Batıda saldırgan olarak görülen dış politikasını tamamen tersine çevirmek,  genelde Avrupa ve özel olarak Yunanistan ve Kıbrıs’la uzlaşıya dayalı bir ilişki tesis etmek, insan haklarında kendisinin de üye olduğu Avrupa Konseyi standartlarına uymak  anlamına gelecektir. Tercih Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve sadece onundur. İlk sınav 25-27 Nisan tarihinde Cenevre’de yapılacak Kıbrıs müzakerelerinde verilecektir. O toplantı da masayı devirmeden ve başarısızlığının sorumluluğunun Türk tarafının üzerine yıkılmasını önleyerek  atlatılırsa, belki atmosfer yumuşamaya devam edebilecektir.

Tabii gönül arzu ederdi ki, muhalefet partileri, ülkenin menfaatlerine uygun bir şekilde, Cumhurbaşkanını ılımlı ve AB ile uyumlu bir çizgi sürdürmeye teşvik etsinler. Maalesef, her fırsatta görüldüğü gibi, CHP ve İYİ Parti hamaset konusunda iktidarın gerisinde kalmak istemiyorlar. 

Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batıya alternatif olarak  gördüğü Rusya ve Çin ile son günlerde yeni krizler yaşamaya başlanması onların kendisi açısından güvenirliğine bir darbe indirmiş olabilir ve Batıya yanaşmak için gerekli adımları atmaya teşvik edebilir.  Önümüzdeki dönemde bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.

En son İçerik

Son dakika… Sözde şeyh Eyüp Fatih Şağban’a cinsel istismar suçundan 10 yıl 5 ay hapis cezası

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-sozde-seyh-eyup-fatih-sagbana-cinsel-istismar-sucundan-10-yil-5-ay-hapis-cezasi-41838103

Duygu Delen’in erkek arkadaşı Mehmet Kaplan ilk kez konuştu

https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/duygu-delenin-erkek-arkadasi-mehmet-kaplan-ilk-kez-konustu-6501636/

‘Sabrımız kalmadı’ diyen Somalı madenciler Ankara yolunda

https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/sabrimiz-kalmadi-diyen-somali-madenciler-ankara-yolunda-6501637/

Müsilaj için 21 kişilik Bilim Kurulu oluşturuldu

Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.

SGK kadın istihdamına yönelik proje için personel alacak

https://www.dunya.com/gundem/sgk-kadin-istihdamina-yonelik-proje-icin-personel-alacak-haberi-625713

Akşener: Yerli aşı algı operasyonuna kurban edilmemeli

Burada alıntı yok çünkü bu yazı korumalı.