İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ekonomide sadece “Büyüme mi?’’ yoksa “Kalkınma mı?’’

Ekonomi teorisinde “büyüme” ve “kalkınma” birbirleriyle ilişkili kavramlardır. “Kalkınma’’ ekonomik refahın toplumun her kesimine yaygınlaştırılarak köklü iyileşme ve gelişimin genel refah standardının yükseltilmesidir. “Büyüme’’ ise belli bir dönem içerisinde yaratılan parasal artı değerdir. Büyüme olmadan kalkınma ve gelişme olmaz ama her büyüme kalkınma getirmez. “Büyümede süreklilik sağlanırsa kalkınma gerçekleşmiş olur’’ gibi bir mantık söz konusu olamaz… Büyümenin sağlandığı ortamda yaratılan ekonomik kaynağın “kalkınma’’ için kullanılıp kullanılmadığı ülkelerin asıl sorunudur…

Berk Hacıgüzeller (Ekonomist)

Bir ekonominin gelişim sürecinde ve büyüme politikanızda mevcut paranızı kullanarak daha fazla para kazanmanız büyümeyi beraberinde getirir ancak artan para miktarının kime ve ne şekilde yeni kaynak oluşturacağı ikinci basamak büyümeyi yönlendirecek ana unsurdur. Bir başka deyişle, büyüme politikanız sonucunda kazandığınız paranın kullanım politikası ve bunun uzun vadeli modellenmesi genel ekonomik iyileştirme yaratarak kalkınma yaratacaktır. Söz konusu artan para (artık para) hangi ihtiyaca cevap vermelidir? ve optimum nasıl kullanılmalıdır ?

Örneğin: Bir çocuğunuz var ve her gün beslemeniz gerekiyor. Anne veya baba olarak çocuğunuza hergün hamburger, patates kızartması, pizza yedirir misiniz? Yedirebilirsiniz tabi, çocuğunuz büyür, erişkin koskoca bir insan olur. Ama sağlıklı bir erişkin birey olabilir mi? Ekonominizin aynı büyümüş çocuğunuz gibi sağlıklı bir durumda olmaması ne demektir? Erişkin bir birey olsa bile, basit anlamda sağlıksız, güçsüz ve kolayca yardıma muhtaç kalabilecek olması demektir…

İşte büyüme ve büyüme sürekliliği sonucu ortaya çıkan artı değerin/paranın nasıl sağlıklı kullanılacağıdır asıl ekonomik gelişimin konusu. Bu ekonomik gelişimin sağlanması da ancak tutarlı, uygulanabilen bir “kalkınma’’ modeli ile gerçekleşebilir.

Ülkemizde de bir “kalkınma’’ modeli hazırlanması gerekli olup mevcut “büyüme’’ modelli gelişmenin yerine geniş çaplı bir “kalkınma’’ modelinin hayata geçirilmesi elzem görülmektedir. Bu modelin tüm siyasi partilerce kabul gören ve uygulama aşamasında partiler üstü seviyede olması gereklilik arz etmektedir.

Günümüzde ülke ekonomisini değerlendirmeye başladığımızda akla ilk gelen kavramlardan birisi  ‘‘büyüme”dir. Her yıl hatta her ay sonu itibariyle büyüme rakamları bir önceki dönemle karşılaştırılır ve “Büyüme’’ ne kadar fazla olur ise ekonominin genel durumu iyiye gidiyor gibi bir pozitif bir ortam ve bu pozitif ortamın getirdiği bir iyimserlik oluşmakta.  Bu iyimserliğin de genel ekonomideki diğer aktörlere (faiz, döviz kuru vs.) olumlu etki etmesi beklenmektedir… Aksi durumda, “Büyüme” de bir azalma gerçekleşmiş ise, bunun ekonomideki etkilerinin zarar verici olacağı ve telafi mekanizmaları, hangi ülkenin hangi kararlarının mevcut olumsuzluğu nasıl etkileyeceği günlerce tartışılarak yeni bir artan büyüme haberi gelinceye kadar iyimserliğin yerini belirsizlik, bekle ve izle ortamı almaktadır. Büyümenin yani parasal artı değerin ülke genelinde arttırılması sürekli kovalanırken, bisiklet sürme misali, bisiklet durunca (büyüme aksayınca) yere düşeceğimiz ve her şeyin kötüleşeceği senaryoları ile dolu bir genel ekonomik ortamın söz konusu olduğu günlük ekonomi politikası ile karşı karşıyayız… Buna piyasa tabiriyle kırılganlık diyoruz. Güçsüz ekonomiler kırılgan olur. Bir başka deyişle, ülkenin ekonomi politikasındaki olumsuz gelişmelere veya dünyada gelişen olumsuz ekonomik dinamiklere karşı koyamama hali içindeyiz ülkece…                                                                                                                         

Bu durumu yukarıda bir çocuğun büyürken sürekli (sağlıksız) hamburger yedirilerek büyütülmesi ve erişkin yaşında güçsüz kalması örneği ile basitçe açıklayabiliriz… Ekonomi diliyle ifade etmek gerekirse, büyüme ile sağlanan artı parasal değer ile yeniden hamburger ürünü almak yerine çocuğun sağlıklı büyümesi için sağlıklı besinlere ve çocuğun bünyesini güçlendirici besinlere harcayarak sağlıklı alt yapı kurulması gerekmektedir…

Aslında yapılması gereken “kalkınma’’ politikasının benimsenmesi ve uygulanmasıdır. Peki, kalkınma işini nasıl yapacağız? Neden başaramadık?

Her ülke kendi ekonomik, sosyal, nüfus dinamikleri ve kültür bileşenleri ile kendi ekonomik kalkınma modelini kendisi yaratır. Dünyanın hiçbir ülkesinin kalkınma modeli birbirine benzemez. Belirli bir plan, program ve hedef doğrultusunda uzun vadeli ve sabır gerektiren bir süreçtir kalkınma… Büyüme modelleri ise hemen hemen tüm dünyada aynıdır. Ülkelerde birbirine çok benzeyen dinamikler uygulanarak “ büyüme “ yaratılabilir… Son yıllarda ülkemizde yaşanan “büyüme’’ ortamında lider sektörlerden inşaat sektörünün durumunu bu aşamada örnekleyerek anlatmakta fayda var…

Son beş yıl içerisinde ülkemizde inşaat sektöründe ortalama 220 milyar ABD doları bir satış hasılatı söz konusu iken yine ortalama yüzde 20’lik bir karlılık marjı ile net karın 45 milyar ABD doları bir seviyede olduğunu görebiliyoruz. Peki, son dönemde artan konkordato ilanlarına baktığımızda yaklaşık yüzde 80’e varan oranda konkordato talebini yine inşaat şirketlerinde görüyoruz… Peki bu son 5 yılda inşaat sektöründe yaratılan 45 milyar ABD doları artı parasal değer nerededir? Ekonomiye kazandırılmak için ne gibi planlamalar yapılmıştır? hangi alanlarda yatırım yapılmak üzere bir “kalkınma’’ modeli çerçevesinde bu nakit yaratılan değer değerlendirilmiştir?

Ekonomide, üretim eşittir tüketim dengesinde yaratılan artı değerin toplumun tüm katmanlarına eşit ve/veya “kalkınma” programı gereği ihtiyaçlara göre dağıtılması “kalkınma” politikasının ana başlangıç unsurudur. Örneğin, sürahiden bir bardağa boşaltılan suyun taşma seviyesine geldiği zaman taşan suyun yine tek bir bardağı değil de birçok bardağı ihtiyaca göre doldurmasını sağlamak gibi açıklayabiliriz… Doğaldır ki taşan su tek bir bardağı çabucak dolduracak ve aynı miktardaki su belki 10 değişik bardağı çok geç bir zamanda doldurarak yine 10 ayrı bardakta suyun taşma seviyesine geldiğinde belki 50 boş bardağı doldurmasını beklemek durumunda kalacağız.  Bu çok zaman alacaktır ama bu süre sadece bir kere beklenir ve sonrasında da toplumun geneline yaygın bir refah standart yükselmesi, seçilen her konu (bardak) için söz konusu olacaktır…

Bir diğer konu ise, “kalkınma’’ için gerekli olan yatırım ve ilave yatırım kaynağı üretilmesinin tasarruf yoluyla sağlanmasıdır… Türkiye nüfusunun çok düşük bir oranı tasarruf yapmaktadır. Üretim eşittir tüketim denkleminde, üretici nüfusun ülkemizde sadece üretim tarafında kalması ve gelir dağılımı dengelemesi içinde tüketme gücünün yetersiz kalması söz konusu iken diğer tarafta da tüketici kesimin dar bir nüfus kesiminde kalarak üretime çok kısıtlı dahil olmasıyla beraber tüketimin çok büyük bir kısmını gerçekleştirmesi kalkınmanın altyapısını oluşturmaktan uzaktır. Üretici kesimlerin tüketim tarafında olması ile tüketimde bulunan insan kesimlerinin daha fazla üretim tarafında olması dengeli bir üretim/tüketim nüfus dağılımı kalkınma için uygun altyapı oluşturması anlamı taşıyacaktır. Bu birbiri içerisine geçişmiş üretim/tüketim terazisindeki nüfus dengelemesi, yatırım kaynağı yaratacak tasarruf artışına ayrıca destek olacak bir sosyal zemin oluşturacaktır.

Ülkemizde nüfus dağılımı itibariyle, üretim alanında bulunan insanlarımız minimum seviyede tüketim içerisinde yer alabilmekte iken tüketimin çok sınırlı bir insan topluluğu tarafından gerçekleşmesi ve bu kesimin üretim tarafında çok az oranda yer alması tasarruf ile elde edilecek kaynağın sınırlı kalmasına sebep olmaktadır. Tasarrufu arttırmanın yolu tüketimi kısıtlama ile bağlantılıdır tabi… Tüketmek istemediğinizde harcamayacağınız için paranız cebinizde kalacaktır. Burada en zor ve aslında Türkiye için bugünlere kadar çözümlenememiş en ciddi sorunlardan biri “büyüme’’ politikasında tüketimi destekleyerek bir  “büyüme’’ benimsenmiş olmasıdır. Düşünün ki; tüketerek, borçlanarak büyüyen bir ülkede tasarruf minimum düzeyde olurken, aslında “kalkınma’’ modeli uygulanırken “büyüme’’ ile yaratılan artı para değerinin uzun yıllardır tüketmeye alışmış bir toplumda tüketime harcanmadan tasarrufta tutulmasını sağlamak ve toplumu buna alıştırmak zorlu olacaktır. Ancak, bu alışkanlığı ekonomi ve belirlenecek “kalkınma’’ modeli politikaları içerisinde dönüştürmek hiç de zor olmayacaktır.

Yukarıda, her ülkenin kendi “kalkınma’’ modelini kendisinin hazırlayabileceğini ve dünyada benzeri olamayacağına değinirken o ülkenin kendi ekonomik, sosyal, nüfus dinamikleri ve kültür bileşenleri olacağından söz ettik. Hammadde ve enerji kaynaklarının yok seviyesinde olduğu ülkemizde insan kaynağı, gerek sayı gerekse değerlendirilebilecek altyapı seviyeleri itibariyle üst düzeydedir.

Bir mühendisin yetişmesi için 5,000 ABD doları harcayabilen ülkemiz, batı toplumlarında bu tutarın 65,000 ABD doları seviyesinde olmasını dikkate almak zorundadır. Eğitim kalitesinin yanında “kaliteli ve değerli insan’’  üretimi yapmak zorundayız. Geniş kapsamlı ve topyekün ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez unsuru “kaliteli ve değerli insan’’dır. Bunun sebebi ise; yaratılan kalkınma seviyesinin geliştirilmesi ve doğal olarak duraksama yaşanacak dönemlerde de mevcut kalkınmışlık seviyesinin korunması ve bu duraksamanın aşılması yollarını ancak “kaliteli ve değerli’’  insan kaynağı ile başarabileceğimiz açık bir gerçekliktir. Dünya televizyonlarında hemen hemen her gün yeni tip robotların üretildiğine şahit olurken bu yüksek bilim seviyesi robotların deniz diplerinde oksijen tüpü olmadan görev yapabileceğini, uzayda her türlü işle uğraşabileceğini, kurşun ve bomba etkilemez robotlardan oluşan askeri birliklere sahip olabilecek dünya ülkeleri karşısında bilim seviyesini yükseltme imkanı ancak “kaliteli ve değerli’’ insan varlığı ile olabileceğini görebilmeliyiz.     

Unutmayalım ki, batı toplumunda bugün doğmuş 100 çocuğun 65’inin 18 yaşına geldiğinde yapacağı işin günümüzde henüz keşfedilmemiş olduğunu biliyoruz…

Yaşadığımız günümüz gerçekleri, dünyada gelişimin ve değişimin ne derece hızlı olduğunu ve ülkemizinde bu gelişimi bir an önce yakalaması gerçeğini bizlere gösteriyor ve  bir kez daha farkına vardırıyor ki; toplumsal gelişimin ve ilerlemenin sadece “büyüme’’ ve bundan sağlanan gelirin sınırlı ve belli bir dar ortamda değerlendirilmesinin yerine geniş kapsamlı bir “kalkınma’’ modeli hazırlayarak ve bu modelin ciddi bir şekilde uygulanmasıyla Türkiye’nin kırılganlığını, dış ticaret açığının önlenmesini ve ekonomik genel refah seviyesinin yükselmesini başarabilmesi mümkün olabilecektir.

Mission News Theme by Compete Themes.